Eserlere Göre Listeleme

Toplam 762 sonuçtan 31 - 40 arası görüntüleniyor.
  • Fakir Baykurt
    insan sesi mp3 - Türkçe
    1 Ayrım
    30,89 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Fakir Baykurt
  • Franz Grillparzer
    insan sesi mp3 - Türkçe
    2 Ayrım
    218,89 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Ezgi Dağtekin
    Goethe Wertherde kendi yaşamını anlatmışsa, Grillparzer de Yoksul Çalgıcıda tıpkı öyle kendi yaşamını yazmıştır. Yaşlı çalgıcı ne kadar da Grillparzere benzer. O da onun gibi çekingen, meraklı, kendi içine kıvrılmış olarak yaşar. Hiçbir zevk inceliği olmadığı halde her şeyi bayağı, sıradan bulur. Her şeyde bir duygu, bir yalnız köşe sıcaklığı arar. Kirpiklerinin arkasından dünyaya derin bir güvensizlikle bakan, her duygusunu tıpkı büyüteçle büyütülmüş gibi abartmayla duyan bir adam. Sevdiklerinin dizinin dibinde bile ne mutlu, ne de mutsuz olmasına olanak yoktur. Zeki değildir, yaşamak için zekaya gereksinimi olmadığını da bilir. Çevresindeki insanlarla derin ruhsal ilişkiler kurmayı sevmez. Bir insandan ya düpedüz nefret eder, yahut büsbütün ona sarılır.
  • Cüneyt Arkın
    insan sesi mp3 - Türkçe
    11 Ayrım
    157,86 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: İlkim Karaca
    “İşte bu yüzden ben hep dargın bakan bir çocuktum…” Filmlerimde zalimin karşısında ezilen yoksulun, hakkı yenenin yanındaydım hep… Güçlü, yiğit, cesurdum. Emeğin, alın terinin yanındaydım. Başıma gelecek belaları umursamadan, durmadan horlanan, hakkını arayamayan halkımın acılarını paylaşıyor, yenilmez görünen büyük, acımasız güçlerle ölümü göze alarak savaşıyordum. Cömerttim, insan âşığıydım…. Yılmaz, cesur bir savaşçıydım. Ordular bozuyor, kaleler fethediyordum. Peki filmlerimde böyleydim de, özel hayatımda aynı doğrucu, halkını, yurdunu seven insan mıydım? Halkıma ne kadar dürüst davrandım? Hayatım boyunca, kendime bunları sordum, kendimle hesaplaşıp durdum.
  • Birhan Keskin
    insan sesi mp3 - Türkçe
    20 Ayrım
    71,57 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Tuğçe Taşcı
    Kim Bağışlayacak Beni, Ba, Y'ol ve Soğuk Kazı kitaplarının ardından Birhan Keskin'den yeni şiir kitabı: Fakir Kene. On dokuz şiir var Fakir Kene'de. Kitabın başlangıç şiiri olan "Kargo"dan şu alıntı, şairden okuruna bir "teselli", bir "şifa" niyetine… Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N'olcak ki, bırak patronlar seni kovsun! Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun. (Tanıtım Bülteninden)
  • Birhan Keskin
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    1,73 MB
    Eser Türü: Kitap
    Kim Bağışlayacak Beni, Ba, Y'ol ve Soğuk Kazı kitaplarının ardından Birhan Keskin'den yeni şiir kitabı: Fakir Kene. On dokuz şiir var Fakir Kene'de. Kitabın başlangıç şiiri olan "Kargo"dan şu alıntı, şairden okuruna bir "teselli", bir "şifa" niyetine… Buraya bir ayna koydum arada önüne geç bak; sen şahane bir okursun. Mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. N'olcak ki, bırak patronlar seni kovsun! Burada bir tutam sabır var. Kendiminkinden kopardım bir parça, (bende çok boldur) lazım oldukça ya sabır ya sabır, dokunursun. (Tanıtım Bülteninden)
  • Yusuf El Kardavi
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    625,50 KB
    Eser Türü: Kitap
  • Ömer Seyfettin
    insan sesi mp3 - Türkçe
    11 Ayrım
    72,5 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Gamze Kalkandelen
  • Ömer Seyfettin
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    113,50 KB
    Eser Türü: Kitap
    bah Çarşı Camii'nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi cıvıldayarak geçerdik. Mektep biraz daha ileride, alçak duvarlı, oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Tek kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri, bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından girmeden Hoca Efendi'nin bulunup bulunmadığını, şöyle bir bakar, anlardık: "Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?""Gelmiş, gelmiş..." Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendi'nin ihtiyar eşeğiydi. Siyah, huysuz, inatçı bir hayvan... Her sabah bizim gibi erkenden mektebe gelir, akşama kadar kalır; evlerimizden nöbetle getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurması altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek mektepte bir imtiyazdı. Hoca Efendi'ye kim yaranırsa bu mükafatı kazanırdı. Mektebin kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşıya Hoca Efendi'nin rahlesi gelirdi. Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş, tuhaf bir tüfek gibi, siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere kaldırmışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu. Elifbe'yi, Amme'yi her şeyi bir ağızdan okuyor, rakamları bir ağızdan sayıyor, bir ağızdan ilâhi söylüyorduk. Bütün derslerimiz yeknesak umumi bir bestenin, mânâlarını asla anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi, ak sakallı, uzun boylu, bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz, kış, daima cübbesiz, abdest almaya hazırlanmış gibi kolları paçaları çıplak, sıvalı, yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii'ni süpürmeye gidip hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, hünnap, iğde vesaire satardı.
  • Ahmet Rasim
    insan sesi mp3 - Türkçe
    15 Ayrım
    88,8 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Didem Bayrak
    Falaka, artısıyla eksisiyle yaşanmış bir çocukluk hikayesi... Neler yok ki bu hikayede… Her zerresiyle kendini hissettiren bir yetimlik hissi, anaerkil bir ailenin iyi kötü yanları, hoca hatıraları, yenilen falakalar, oynanan oyunlar, mahalle araları, dar sokaklar, arkadaşlıklar, yangınlar, atlar, taylar, alaylar… Her biri hayatı yaşanabilir kılan bin bir renk! Her çocukluk kendine has bir renk kartelasıdır aslında. Ahmet Rasim’in kartelasında ise ana renkler bir yana ara renklerden bile bir hayatı yeniden okumak mümkün. Falaka, tepeden tırnağa kuşanılmış bir ilk gençliğin ipuçlarını veriyor.
  • Ömer Seyfettin
    insan sesi mp3 - Türkçe
    6 Ayrım
    38,62 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: Civan Daldaban
    bah Çarşı Camii'nin arkasındaki harap zaptiye ahırlarının önünden, bir serçe sürüsü gibi cıvıldayarak geçerdik. Mektep biraz daha ileride, alçak duvarlı, oldukça geniş bir avlunun ortasında idi. Tek kattı, etrafında yükselen büyük kestane ağaçlarının birbirine karışmış koyu gölgeleri, bütün çatısını kaplardı. Biz daha avlunun kapısından girmeden Hoca Efendi'nin bulunup bulunmadığını, şöyle bir bakar, anlardık: "Abdurrahman Çelebi gelmiş mi be?""Gelmiş, gelmiş..." Abdurrahman Çelebi, Hoca Efendi'nin ihtiyar eşeğiydi. Siyah, huysuz, inatçı bir hayvan... Her sabah bizim gibi erkenden mektebe gelir, akşama kadar kalır; evlerimizden nöbetle getirdiğimiz kucak kucak otları, yazsa ağaçların, kışsa sol taraftaki abdestlik sundurması altında yavaş yavaş yerdi. Ona su vermek, onu tımar etmek mektepte bir imtiyazdı. Hoca Efendi'ye kim yaranırsa bu mükafatı kazanırdı. Mektebin kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşıya Hoca Efendi'nin rahlesi gelirdi. Rahlenin önünde top yavrusu, müthiş, tuhaf bir tüfek gibi, siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk. Kızları birkaç ay evvel bizden ayırarak başka yere kaldırmışlardı. Sınıf taksimi filan yoktu. Elifbe'yi, Amme'yi her şeyi bir ağızdan okuyor, rakamları bir ağızdan sayıyor, bir ağızdan ilâhi söylüyorduk. Bütün derslerimiz yeknesak umumi bir bestenin, mânâlarını asla anlamadığımız güfteleriydi. Hoca Efendi, ak sakallı, uzun boylu, bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz, kış, daima cübbesiz, abdest almaya hazırlanmış gibi kolları paçaları çıplak, sıvalı, yerinde otururdu. Öğleden sonra Çarşı Camii'ni süpürmeye gidip hiç gelmeyen kalfa daha gençti. Müezzinlik de yapıyordu. Bize şeker, leblebi, keçiboynuzu, hünnap, iğde vesaire satardı.

Sayfalar