Yazara Gore Listeleme

  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    218,39 KB
    Eser Türü: Kitap
    978-975-574-610-4 Çocukluğumdan bugüne hatırladığım bazı mutluluk sahneleri vardır. Bahçeli iki katlı evimizin mutfağında bir kuzine soba vardı. Rahmetli annem bu sobaların üzerine sıcak su ihtiyacı için güğüm koyardı. Bazen bu güğümlerden kaynamaya yakın öyle iniltili/hüzünlü sesler çıkardı ki, çocuk kulağımla bunlar bana anlatılmaz bir duygu verirdi. Yine böyle bir ses sırasında anneme sormuştum: "Anne! Bu güğüm ne diyor böyle?" Annemin cevabı hâlâ kulaklarımdan gitmedi. Şöyle demişti: "Oğlum, o güğüm Allâh'ı zikrediyor". İşte o günden sonra daha farklı bir gözle bakmaya başlamıştım çevreme. Köyümüzde çinko damın üzerine yağan yağmur damlalarının çıkardığı sesler, ocakta yanan fındık dallarının çıtırtıları, rüzgârın sesi, gök gürültüsü, denizin dalgası hep zikir gibi gelmeye başlamıştı bana.Kur'ân bu gerçekliğe gökte ve yerdeki tüm varlıkların birer zikir/tesbîh/duâ faaliyeti içerisinde olduklarını söyleyerek işaret ediyor. Yine bitkilerin, ağaçların, yıldızların secde ettiğini öğreniyoruz Kur'ân'dan. Bu idrâkle yaşadığımız âlemi seyrettiğimizde cansız/şuursuz bir nesneye değil, sonsuz bir kulluk coşkunluğuyla tesbîhini yerine getiren canlı bir varlığa baktığımızı hissediyoruz. Sanki "hâl diliyle" bu varlık bize şöyle sesleniyor: "Ey insân! Biz, ezelde Allah'ın bizim için çizdiği tesbîhi şaşmadan büyük bir aşkla yerine getiriyoruz. Haydi, ne duruyorsun, sen de katıl bu evrensel tesbîhe, bu zikir deryasına." Varlık ve oluş, Allah'ın isim-sıfatlarının yani "Esmâü'l-Hüsnâ"nın bir tecellîsidir. Allah, "Zâhir" ismiyle, varlıklar dünyâsında eşyâ ve olaylar hâlinde kendini bize göstermektedir. Öyleyse varlıkla bütünleşme, varlığın tesbîh çağrısına katılma, "Allah ile buluşmak" demektir. Tesbîh'e Çağrı, bu buluşmaya dikkat çekme ve bu mânevî yolda bir katkı sağlayabilme ümidiyle kaleme alınmıştır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    199,57 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Yüzümüz Kızarmadan" demek, yüzümüzü masivanın tozlarına/kirlerine bulaştırmadan Kur'an'ın tecelli ettiği bir güzelliğe dönüştürmektir. Bu dönüşümü gerçekleştirenler içlerinde yaşadıkları toplumun birer Sirac-ı Münir'i olurlar ve Risalet Güneşi'nden aldıklarını Velayet ayı ile yansıtırlar.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    169,53 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'ân, insanın yaratılışından bahsederken, önce onun toprak yönüne vurgu yapar. Bu yönümüzün ne olacağı belli; bir gün zamanı geldiğinde yine aslına kavuşacak/dönüşecektir. İkinci yön ise, beşeri/kabuğu insân yapan, çamuru kıyâma kaldıran, ona melekleri secde ettiren yöndür. Ona da Rûh diyoruz. Rûh da, beden ömrünü tamamladığında Azrâil aracılığıyla çekilir ve toprak yönü terk eder. Rûh, Allah'tan gelir ve yine O'na döner. İşte bizi hayata/Hayy'a bağlayan "tek ip" Rûhumuzdur. Yeryüzü sahnesinde Allah'ın ipine bağlı kuklalar gibiyiz. Lâtif olan bu ipi "beş duyu" ile ne yazık ki görme iznimiz yok. Bu hakikati öğrenmenin ise tek yolu var. Ya ferdî kıyâmetimiz olan zarurî ölüm gelmeden ihtiyarî ölümümüzle bunu idrâk edeceğiz; ya da Evrensel Kıyâmet'i yaşayarak göreceğiz. Günü saklı olan bu Evrensel Kıyâmet'i beklemek/düşünmek yerine, insânın "ölmeden önce ölerek" ferdî kıyâmetini içinde yaşamaya tâlib olması, hakikati tecrübe etmesi açısından en ideâl/kurtarıcı yaklaşımdır. Böylece insân, varlığının izâfi olduğunun bilincinde, hakîkatinin yalnızca Allah'ın İpi'nden ibâret olduğunu anlayacak; ef'âlinin de, sıfâtının da, zâtının da Allah'ın celâl ve cemâl iki kudret eline bağlı iplerle hareket ettiğini yakînen öğrenecektir. "Görünen ipler, görünmeyen iplerin yansımasıdır" bu âlemde. Allah ile bağı/ipi güçlü olanların, varlıkla da bağı/ipi güçlüdür. Mâsivâya dönük "Nefs Kılıcı"nın, rûhânî ipini kesmesine izin verme ey Tâlib! Gayret kemerini kuşan, keskin kılıcını "takvâ" taşında körelt ki kalbin "Sirâc-ı Münîre dönüşsün.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    183,64 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Gözler yalan söylemez" sözü önemli bir gerçeği vurguluyor bize. İnsân, davranışları ile birçok şeyi gizleyebilir, ama gözleriyle asla. Bir başka sözde de, "gözlerin, kalbin aynası olduğu" söylenir. Zaten gözler üzerine bunca yazılanlara çizilenlere bakılırsa, ruhumuzun bu dışa açılan pencerelerinin önemi rahatlıkla anlaşılır. İrfânî düşüncede olgunluğa giden yolu çok güzel özetleyen Hacı Bektaş Veli de, çevresindekilere "eline, beline, diline sahip ol" diye öğüt verirmiş. Göz bir yere kaymamış olsun, peşinden "gönül”ü de sürüklüyor. Gözün kontrol altına alınması günlük hayat içinde her zaman kolay olmaz. Günlük yaşayışımız sırasında birçok obje ve insanla karşılaşırız. Ancak gözün bir sorumluluğu vardır. Zihnimizi yoğunlaştırarak, ister eşya ister insan olsun, bir şeye yeniden dönüp bilinçli biçimde baktığımızda durum değişir. İnsan dediğin gözdür; bakışıyla anlamlandırır, bakışıyla yönelir. Hz. Peygamber’in “İkinci bakış şeytandandır” sözü, bu iki bakış arasındaki farkı son derece güzel bir şekilde açıklar. Kaynaklarda, “göz sahibi olmaktan utanan” insanlardan da söz edilir. Bu kimselerin ferasetleri, Allah’ın lütfuyla öylesine gelişmiştir ki, başkalarının gözlerindeki günah izlerini dahi fark edebilecek bir seviyeye ulaşmışlardır. Necip Fazıl Kısakürek de bu gerçeği bir beytinde şöyle dile getirir: “Onlar ki, göz sahibi olmaktan utanırlar, Gözüne bakar bakmaz Müslümanı tanırlar…” Elinizdeki bu mütevazı çalışma, işte bu “göz sahibi olma” endişesine ve gözün taşıdığı sorumluluğun önemine dikkat çekmek amacıyla, yalnızca Kur’ân kaynaklı bir tarama sonucunda oluşturulmuştur.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    157,99 KB
    Eser Türü: Kitap
    Dünyâ ölçeğinde “Tevhîd”e zarar veren, “Tevhîd”i şirke dönüştüren her türlü görünmez/örtülü odakları cin kavramı içerisinde değerlendirmek mümkündür. Başka bir deyişle ifâde etmeye çalışırsak “Tevhîd’i bölen ister şeytânî isterse insânî olsun her türlü gizli plan/eylem örtülü cinciliğin bir ürünüdür.” Kur’ân örtülü/görünmez/sinsi bu varlıkların şerlerinden korunmanın, ancak Allah’a sığınmakla mümkün olacağını çok açık bir şekilde söylemektedir. Bu çerçeveden bakıldığında insânlar üzerinde Rabb’lik, Melik’lik ve İlâh’lık taslayanlar Tevhîd’in egemenliğini bölmekte ve insânları Allah yerine kendilerine kul/köle hâline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle yapılan bu eyleme “Cin Çarpması” yerine “Cin Bölmesi” adını vermek daha isâbetlidir. Her gün bizler sürekli bir “Cin Bölmesi” tehlikesiyle karşı karşıyayız. O kadar çok bölündük ki, ipi kopan dağılmış tesbih taneleri gibi olduk. Gönlümüz zihnimiz parça parça oldu. Ülkelerimiz/ sınırlarımız bölündü; mezheplerimiz/meşreplerimiz/dillerimiz/dinlerimiz bölündü; mescidlerimiz, okullarımız, iş yerlerimiz hatta evlerimiz bölündü. Üstelik olanca hızıyla sürüyor bu bölünme. Ne kadar küçük parçalara ayrılırsak o kadar güzel lokma oluyoruz çağdaş cinler sofrasında.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    220,57 KB
    Eser Türü: Kitap
    Tarîkatlar ilk sâfiyetleri içinde birer İlm-i Ledün okulu iken kurumsallaşmalarının kaçınılmaz sonucu olarak yavaş yavaş yozlaşmışlar ve bu, Türkiye'de, Cumhuriyet idâresinin tekkeleri kapatmasıyla sonuçlanmıştır. Ama bu kapatma tarîkatları ortadan kaldıramamış, olsa olsa, faaliyetlerini pekâlâ da mümkün olabilecek olan bir denetimin dışına, gizliliğe taşımıştır. Bir tarîkat kolunun, bir tekkenin ekseni insanları mânevi yolda reşîd kılma dirâyeti ve selâhiyetiyle donatılmış olan Kâmil Mürşid'dir. Böyle bir kemâle erişmek her babayiğidin kârı değildir. Bunun çok zor ve çok sıkı disiplinli bir hazırlığı, ve olağanüstü bir gayreti gerektiren bir yolu-yordamı vardır. Bunu başarıyla tamamlamış olanlara Şeyhlik, Mürşidlik icâzeti asla verilmez. Ama eğer denetim yoksa, böyle bir eğitimi ve kemâli olmayan kötü niyet sahibi ham ervâha da gün doğmuş olur. Pekçok saf insanın düzmece şeyh ve mürşidlerin tuzağına düşmekte olduğuna medya da son birbuçuk sene içinde epeyi ışık tutmuş bulunmaktadır. Bu kitap, işin âşinâsı olmayan fakat tarîkata girmeğe heves edenlerin ne gibi tehlikelerle karşılaşabileceklerine dikkati çekmekte; gerçek mânevî mürebbi olan Kâmil Mürşid'ler ile bu yolun kalpazanları arasındaki farkların idrâk ve temyiz edilebilmesi için de bir takım somut kriterler sunmaktadır.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    4 Ayrım
    499,92 KB
    Eser Türü: Kitap
    Siyah Örtülü Ev, haccın irfani zevkini tattıran bir eser. Yazar kuru bir şekilciliğe mahkum edilen haccın, manevi, yönü üzerinde durarak, Müslümanların siyasi , ekonomik, kültürel daha da önemlisi ruhi yönden birbirleriyle bütünleşmesini kaynaşmasını sağlaması gerektiğini belirtiyor.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    3 Ayrım
    424,65 KB
    Eser Türü: Kitap
    Hz. İbrahim tek başına bir ümmettir. Bir kitleyi peşine takarak hayra sevk eden insan bir milletin lideri ve önderi demektir. O'na hem kendisinin işlediklerinden dolayı mükafat vardır, hem de peşine taktığı kitlelerin amellerinden dolayı mükafat vardır. Ve bu haliyle bir önder sanki bir kitle gibidir onu tek başına bir fert olarak algılamamak gerekir.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    147,44 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'an'da "ahsenü'l kasas" olarak nitelendirilen Hz. Yusuf'un kıssasında, üç farklı olayda Hz. Yusuf'un gömleğine vurgu yapılmakta ve bu gömlek merkezli vurgu etrafında duygulu, dramatik sahneler ortaya konulmaktadır. Bu eserde, bu gömlekler etrafında gelişen olaylar üç ayrı bölümde inceleniyor.
  • Necmettin Şahinler
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    174,06 KB
    Eser Türü: Kitap
    Kur'ân-ı Kerîm'in evrenselliğini düşündüğümüzde anlıyoruz ki, bizlere verilen örnekler/kıssalar sadece yaşandıkları coğrafya/tarih ile ilgili/sınırlı değillerdir. Bunlar sahne değişse de her zaman diliminde karşımıza çıkan/çıkacak değişmez gerçeklerdir. Bu olaylardan ders alırız veya almayız; fakat şunu iyi bilelim ki her gün güneşin doğuşu ile batışı arasında Sâlih'in Şehirleri'nde Şehrin Sâlihleri ile karşı karşıya gelmekte ve yaptığımız tercihler, seçtiğimiz yollar, takındığımız tavırlar bir imtihan olarak sevap ve günah hânemize işlenmektedir. Sâlih kelimesi anlam olarak gurur, kibir ve riyâdan uzak, hem All?h'a hem de insânlara karşı davranışlarında, alçakgönüllü, samimi, içten, yararlı, yumuşak, ihlâslı insân demektir. Böyle bir insân ise Kur'ân'ın ön plana çıkardığı ve All?h'ın övgüyle yücelttiği bir şahsiyettir. Sâlihlerden olmak veya Sâlih bir çocuğa sahip olmak peygamberlerin de değişmez duâlarındandır. Böyle bir insân olmanın tek yolu da Kur'ân'ın üzerinde ısrarla durduğu gibi "sâlih amel"den geçmektedir. Hz. Sâlih'in kıssasını temel alan bu kitap, Sâlih'in Şehirleri'nden hareketle Şehirlerin Sâlihleri'ne dikkat çekmekte ve çağımızın şehirlerinin Sâlih'in Şehirleri'nin trajik sonuna dönüşmemesi yolunda bir katkı sağlamayı hedeflemektedir. Zira ıssız, mutsuz, hüzünlü, günahkâr, terk edilmiş, masumiyetini yitirmiş şehirlerin yeniden "Medîne-i Fâzıla" olabilmesi Sâlihlerin sayısının artmasıyla doğru orantılıdır.

Sayfalar