Laik bir ahlak, teoride kaldığı ve cemiyetin vicdanından güç almadığı için müeyyidesizdir. (Yaptırım gücü yoktur) Hele laik olmak iddiası ile ortaya konan, milletin din ve töresine ters düşen, milli vicdanla zıtlaşan teorik hükümler, siyasi baskılarla kitlelere mal edilmeye kalkılsa bile başarısız kalır. Yeni bir ahlakın doğuşuna sebep olmak şöyle dursun cemiyette ahlaksızlığın yaygınlaşmasına yol açar...
Laik bir ahlak, teoride kaldığı ve cemiyetin vicdanından güç almadığı için müeyyidesizdir. (Yaptırım gücü yoktur) Hele laik olmak iddiası ile ortaya konan, milletin din ve töresine ters düşen, milli vicdanla zıtlaşan teorik hükümler, siyasi baskılarla kitlelere mal edilmeye kalkılsa bile başarısız kalır. Yeni bir ahlakın doğuşuna sebep olmak şöyle dursun cemiyette ahlaksızlığın yaygınlaşmasına yol açar...
Laik bir ahlak, teoride kaldığı ve cemiyetin vicdanından güç almadığı için müeyyidesizdir. (Yaptırım gücü yoktur) Hele laik olmak iddiası ile ortaya konan, milletin din ve töresine ters düşen, milli vicdanla zıtlaşan teorik hükümler, siyasi baskılarla kitlelere mal edilmeye kalkılsa bile başarısız kalır. Yeni bir ahlakın doğuşuna sebep olmak şöyle dursun cemiyette ahlaksızlığın yaygınlaşmasına yol açar...
Osmanlı’nın havacılık öyküsü pek bilinmeyen bir macera ve oldukça renkli. Asıl önemlisi ise dünya havacılık tarihi açısından da pek çok ilki içinde barındırıyor.
Dünyada uçaktan yapılan ilk bombardıman, Trablusgarp savaşında İtalya tarafından Osmanlı’ya karşı gerçekleştirildi. Öyle ki pilot babasına yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Bunu Türklerin üzerinde denemek çok ilginç olacak”.
İstanbul dünyada ilk bombalanan şehirlerden biriydi. 1916 yılından I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar defalarca bombalandı.
Trablusgarb’ta Osmanlı’ya karşı savaşan İtalyan Yüzbaşı Moizo’nun uçağı vurularak mecburi inişe zorlandı. Moizo dünya savaş tarihinde ilk esir düşen pilottu. Osmanlı da ilk esir eden ülkeydi.
İstanbul’un bombalanması sırasında öyle bir kahraman pilotumuz vardı ki düşman uçaklarının arasına tek başına daldı. Sonrasında yaralandı, uçağını yere indirinceye kadar dayandı ve bayıldı. Fazıl Bey, bu olaydan birkaç gün sonra mütareke ilan edilince savaştığı pilotlar tarafından bizzat tebrik edildi.
Osmanlı havacılık açısından güçlü devletler arasındaydı. Öyle ki 1918 yılında savaş sona erdiğinde hala 93 uçaklık bir filosu bulunuyordu.
Henri Charrière ‘in Kelebek‘te anlattığı dönemin çok öncesinde geçen kitabımız Millî Mücadele yıllarında Fransız silah depolarından Anadolu’ya silah kaçırırken yakalanıp Fransızlar tarafından önce ölüme mahkum edilip sonra cezası Fransız Guyanasında Kürek Mahkumluğuna çevrilen Mehmet Ali’nin adadan Türkiye’ye kaçış öyküsünü anlatıyor. Hatta Mehmet Ali Türkiye’ye döndüğünde oradaki takım adalardan olan Kayen soyadını kendine seçiyor. Henri Charrière Henri Charrière ‘nin Kelebek Kelebek kitabı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük yankı uyandırıyor. Hasan İzzettin Dinamo, kitabın tanıtım sayfasında romanın kahramanı Mehmet Ali Kayen’i şöyle tanıtıyor; “Bu okuduğunuz kitap Mehmet Ali Kayen’in serüvenleridir. M.Ali Kayen’i ben otuz yıl önce tanıdım. Bana, ışık saçan Guyan kelebeklerinden söz ederdi. Onu çok konuşturmak istedim. Birgün ünlü Fransız “Kelebek”inin çevirisini okuyunca şaşkınlıklar içinde kaldım. Hemen götürüp Mehmet Ali Kayen’e verdim. O da okudu. “Hasan Bey” dedi. “Benim serüvenlerim bundan çok daha zengindir. Hemen yazmaya başlayalım”. Yazmaya başladık. Altı ay durmadan her gün birkaç saatimizi bu işe verdik ve çalıştık. Kitabı böylece ortaya çıkardık.” Kitabın maalesef yeni baskısı olmadığından sahaf sitelerinde en son 1 adet 1981 baskısı kalmıştı. Ben de oradan alarak okudum. Her Türk’ün mutlaka okuması gereken bir başyapıt