En Çok Görüntülenen Kitaplar

Toplam 59358 sonuçtan 37811 - 37820 arası görüntüleniyor.
Tuba Tezcan
metin - Türkçe
1 Ayrım
306,00 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Kişisel Gelişim
Görüntülenme Sayısı: 21
Hikmet Kıvılcımlı
metin - Türkçe
1 Ayrım
670,50 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Siyaset
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
"Aşağıdaki fasıllar, adeta bir vasiyetin yerine getirilmesidir. Karl Marx, Morgan'ın araştırmalarından çıkmış sonuçları, kendisinin, -ve bir kerteye dek: bizim demeye hakkım olan- Tarihini materyalistçe etüdünden çıkmış sonuçlarla bağlantılı olarak açıklayıp yorumlamayı kendine saklamıştı." (F. Engels) Marks'ın ölümünden sonra, onun yüzüstü bıraktığı teorik ve pratik binbir işi yüklendiği için Engels ancak Tarihöncesi üzerinde kısmen durabildi. Eseri kapışıldığı halde ancak 7 yıl sonra, ölümünden 4 yıl önce ikinci baskısını çıkarabildi. Konunun nasıl genişlediğini şöyle anlatır: "Daha acele işler beni şimdiye dek bundan alıkoydu. Birinci baskı yayınlanalıberi, yedi yıl geçti. Bu sırada ailenin ilkel biçimlerinin bilgisi hatırı sayılır ilerlemeler yaptı." Antika Tarih, bildiğimiz gibi Tarih öncesi Modern Tarih arasında kaldığı için, her iki Tarihsel maddecilik kurucusu da Tarihsel Devrim üzerinde yeteri kadar durmaya vakit bulamadılar. Yalnız, Antika Tarihin "Toprak meselesi" üzerine dayandığı gibi dahiyane işaretlerde bulunarak, Tarihin çok ilgiyle incelenmesini her fırsatta öğütleyebildiler. Tarihsel Devrim Problemi ister istemez askıda kaldı. Tarihsel Devrim Problemi de bir Devrimdi. Ve Tarihsel maddecilik şu ana kanunu koymuştu: "Devrimler Tarihin lokomotifleridir." (K.Marx)
Cüneyd Suavi
metin - Türkçe
1 Ayrım
110,00 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Kişisel Gelişim
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Küçükken yatağımdan her kalkışımda, yerdeki yastık ve minderleri görerek annemin dağınıklığından dolayı söylenip dururdum. Büyüdüm, evlendim ve 'nur topu' gibi bir erkek çocuk sahibi oldum. Oğlum da herhalde bana benzemiş olmalı ki, geceleri kıpır kıpır dönüyor ve ikide bir yatağından düşüyor.Ve şimdi ben, rahmetli anacığıma fatihalar okuyarak, yavrumun düşebileceği yerlere minderler seriyorum. Bir öyküden beklenenler sadece 'bir çırpıda' veriliyor ve kalpleri yumuşatırken gönül pusulalarını manevi güzelliklere çeviriyorsa, üstelik de bunları, dudaklardaki sıcak bir tebessüm ve gözlerdeki birkaç damla yaşla gerçekleştiriyorsa, biliniz ki bu öyküler 'Hayatın İçinden'dir. Bitmesini istemeyeceğiniz bu kitapta, kendi hayatınızdan sayfalar bulacaksınız.
William Shakespeare
metin - Türkçe
1 Ayrım
448,00 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Tiyatro
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. I. Elizabeth'in Kral IV. Henry'nin birinci bölümünü izledikten sonra Shakespeare'den çok beğendiği Falstaff karakterine dair bir oyun yazmasını istediği, Shakespeare'in de Falstaff'ı ölümsüz kılmak için Kral IV. Henry'nin ikinci bölümünü yazmayı erteleyip, Windsor'un Şen Kadınları'nı yazdığı rivayet edilir. Oyunun ilk kez 1597 yılında kraliçenin huzurunda oynandığı tahmin edilmektedir. Windsor'un Şen Kadınları gerek olay örgüsü, gerek karakterleri, gerekse de dil oyunları açısından Shakespeare'in en önemli komedyalarından biridir.
Haluk Yavuzer
metin - Türkçe
1 Ayrım
870,50 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Aile
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Okul Çağı Çocuğu, ana-baba ve öğretmenlere, okul yaşına gelmiş çocukların gelişim özelliklerini ve eğitimindeki öncelikleri tanıtmayı amaçlayan bir kitap. Çocuğunuzun ılk 6 Yılı´nda, 0-6 yaş grubu çocukların gelişim özelliklerini irdeleyen Haluk Yavuzer, bu kitabın devamı sayılabilecek Okul Çağı Çocuğu´nda da, ailede sağlıklı iletişim ortamı, okulda başarılı öğrenme ortamını hazırlayan temel öğretim becerileri ve bu konuda öğretmene düşen görevler gibi temaları işliyor.
Hikmet Kıvılcımlı
metin - Türkçe
1 Ayrım
517,50 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Tarih
Görüntülenme Sayısı: 21
Uğur Mumcu
metin - Türkçe
1 Ayrım
917,50 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Siyaset
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Mumcu 27 Mayısı hep savunmuş, değişik yönleriyle irdelemiş, 27 Mayısın getirdiği özgürlüklerin sürekliliği için çabalamıştır. 27 Mayısçılardan osman Köksal'ın anı ve mektuplarının yakın tarihimize ışık tutacağını bildiğinden, bunlar üzerinde çalışmış ve kitaplaştırmıştır. 27 Mayısçı Köksal, 12 Mart döneminde yargılanmış ve aklanmıştır. Kitap, 12 Mart ve 12 Eylülü de yaşayan Türkiye açısından önemli bir kaynaktır.
Daniel Evan Weiss
metin - Türkçe
1 Ayrım
977,00 KB
Eser Türü: Kitap
Eser Alt Türü: Roman/Öykü
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Bu kitabı okuduktan sonra evinizi yeniden gözden geçirmeye başlayacaksınız! Özellikle de köşe bucağı. "Onların" sizi nasıl gördüklerini, sizin için ne planlar yaptıklarını hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz sayfaları çevirmeye başlayın... Kitaplık rafları arasında dünyaya gelen bu kitap kahramanları, yani böcekler, "okudukları" kitapların etkisiyle, insana, hayata dair felsefi söylemler geliştiriyorlar. İsimlerini de roman kahramanlarından alıyorlar doğal olarak: Bismarck, Goethe, Cicero...
Yunus Bilge
metin - Türkçe
1 Ayrım
764,50 KB
Eser Türü: Kitap
Görüntülenme Sayısı: 21
metin - Türkçe
1 Ayrım
1,06 MB
Eser Türü: Dergi
Görüntülenme Sayısı: 21
Konusu:
Takdim, Demokrasi Platformu, elinizdeki Türkiye'de Tarikatlar ve Cemaatler sayısıyla, Türkiye'deki özellikle dinle ilgili sorunların, bilimsel bilgi ile, bilimsel zeminde tartışılarak çözüme kavuşturulması gerektiğinden yola çıkarak, bir ilki gerçekleştirmenin mutluluğunu değerli okurlarıyla paylaşıyor. Tarikatlar cemaatler konusu, Türkiye'nin gündeminden hiç düşmüyor. Ancak, bu konuda insanların doğru bilgi sahibi olmalarını sağlayacak, bilimsel nitelikli derli toplu çalışmaların sayısı yok denilecek kadar az. İşte Demokrasi Platformu, bu konularda kafa yoran bilim adamlarının birikimleriyle okurlarını buluşturarak, bu konunun öncelikle doğru anlaşılmasına katkıda bulunmak istemektedir. Tarikatlar, cemaatler, radikal akımlar ve diğer dinsel oluşumlar, sanki bir tür tabu gibi görünmektedir. Bu, herkesin duruşuna, çıkarlarına, beklentilerine göre ürettiği, isteyenin istediği şekilde kullanabildiği; tanımlanamayan, belki de tanımlanmak istenmeyen ilginç bir tabuya benzemektedir. Sorunun kaynağı öncelikle, kökleri derinlerde olan tarikatların halen yürürlükte olan yasağa rağmen varlığını işlevsel bir şekilde sürdürüyor olmasında; konuya, korkuyla karışık önyargı ile yaklaşılmasında; dini alanda sağlıklı özeleştiri/eleştiri geleneğinin bir türlü istenilen düzeyi yakalayamamasında aranmalıdır. Ayrıca, konunun çok yönlü olarak istismara açık olduğu da unutulmamalıdır. Osmanlı'nın enkazı üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı'nın bütün sorunlarını da "sıkıştırılmış" bir vaziyette devralmıştır. Bu doğrultuda atılan en önemli adımlardan birisi 1925'te Tekke ve Zaviyelerin kapatılması olmuştur. O zamanki koşullan iyi değerlendirirsek, bu işin kangren haline gelmiş bir uzuvdan kurtulma operasyonu olduğunu düşünebiliriz. Ancak, üzerinde önemle durulması gereken husus, seksen yılın sonunda Türkiye'nin bir tür tarikat cennetine dönüşmüş olmasıdır. İşin ilginç yanı, tarikatlarla ilgili birtakım sorunlar gündeme oturduğu zaman, hemen "komplo"nun söz konusu edilmesi ve özeleştiriye meydan verilmemesidir. Diğer taraftan, din konusundaki olumsuz duygu ve düşüncelerini dile getirmek isteyenler de, tarikatlar üzerinde öfkelerini kusmaktadırlar. Ortada, hem teolojik boyutu olan, hem de sosyolojik koşulların ürettiği bir sorunun mevcut olduğu açıkça görülebilmektedir. Bu sorun çözülemeyecek bir sorun da değildir. Çözüm, tarikat oluşumlarının tarihsel arka planını görerek, hangi psikolojik ve sosyolojik faktörlerin bu sorunu çözümsüzlüğe doğru sürüklediğini doğru tespit etmekten geçmektedir. Tarikatlar, kentlerimizi köye dönüştüren göç olgusunun bunalttığı insanlar için bir tür sosyalleşme aracı olarak işlev görmekte; dayanışma, aş, iş ve eş bulma konusunda insanları cezbeden sığınak olmaktadır. Herhangi bir sosyal oluşum, sağlıklı ya da sağlıksız, insanların ihtiyaçlarına cevap verdiği sürece, gizli ya da açıktan varlığını sürdürmeye devam edecektir. Demokrasi Platformu, "Tarikatlar, Cemaatler ve Diğer Dinsel Oluşumlar" konusunu Uç sayı olarak planlamıştır. Elinizdeki bu sayıda sadece tarikatlarla ilgili yazılar yer almaktadır. Mustafa Kara, "Cumhuriyet Döneminde Tarikatlar" konusunu ele almakta ve insanda mevcut olan mistik eğilimlerin ortadan kaldırılamayacağı varsayımından hareketle, bu eğilimlerin devletin kontrolünde sağlıklı yönlendirilmesi gerektiği konusunda bir teklifle ortaya çıkmaktadır. Niyazi Usta, hakkında çok şey söylenen, fakat pek az bilinen "Menzil Nakşiliği"ni ele almıştır. Mehmet Demirci, çok merak edilen "Kenan Rıfâî ve Çevresi"nin doğru anlaşılabilmesi için bir pencere aralamıştır: "Sâmiha Ayverdi çevresindeki oluşum bir tarikat mıdır, değil midir? Kanaatimce tarikat da denemez, hayır tarikat değil de denemez. Bu çevrede yaygın olarak tarikat ritüeli ile alâkalı bir şey yok. Müntesiplerin eğitiminde düzenli olarak yürütülen evrad, ezkâr, zikir, vs. yok. Şeklî bir unsur yok. Peki ne var? Sadece gönül bağı var, muhabbet var". Yrd. Doç. Dr. Sezai Küçük, Mevleviliğin hem geçmişine, hem de bugününe ışık tutmaya çalışmıştır. İsmailağa Cemaati, Kamil Ocak'ın kaleminden ilk defa konuyu merak edenlerin karşısına çıkmaktadır. Mehmet Ali Kirman, uzun yıllar üzerinde çalıştığı Süleymancılık konusunu, ortaya çıkışı, geçirdiği evreler ve günümüzdeki durumu açısından ele almıştır. Son makalede ise Hüseyin Bal, dinin geleceğini tartışmıştır. Demokrasi platformu bu konuyu işlemeye devam edecektir. Bir sonraki sayımızda, İskenderpaşa Cemaati, Işıkçılık gibi konuların yanında, ağırlıklı olarak Alevilik-Bektaşilik-Kızılbaşlık ve Nurculuk konusu ele alınacaktır. Daha sonraki sayımız ise Türkiye'de Kur'an'a dönüş hareketi, siyasi boyut taşıyan radikal dini akımlar, siyasal İslam ve diğer dinsel oluşumlar üzerinde yoğunlaşacaktır. Planladığımız bu üç sayı ile, Türkiye'yi, Türkiye'deki dini hayatı daha iyi anlamaya, sorunların doğru bilgi ile çözüleceği varsayımından hareketle çözüm odaklı arayışlara ışık tutmaya çalışılacaktır. Din konusundaki sorunlanmızın çoğu, gerek teolojik, gerekse sosyolojik boyutta, daha çok din alanındaki korkunç bilgi boşluğu sebebiyle çözümsüz hale dönüşmektedir. Türkiye'nin geleceği açısından, bizim dinle ilgili sorunlarımızı bir şekilde çözmemiz; bazı sorunların da çözülmüş olduğunu fark etmemiz gerekmektedir. Türkiye'yi iyi anlayabilmek ve doğru değerlendirebilmek için, zaman zaman diğer Müslüman ülkelerle mukayese etmek faydalı olur. Fazlurrahman'ın 14 Haziran 1977'de İslam kitabının Türkçe baskısı için kaleme aldığı önsözdeki şu ifadelerin üzerinde düşünülmesi gerektiği kanaatindeyiz: "Müslüman ülkelerin çoğunda, iyi düzenlenmiş bir İslam eğitim örgütü bile mevcut değildir. Sadece Türkiye, 1949'dan beri insana gerçekten umut veren bir islâm eğitim çerçevesi veya örgütü meydana getirmeyi başarmıştır. Ayrıca Türkler'in, Batı kültürü hakkında oldukça yakın, sistemli ve uzun tecrübesi bulunması ve bugün bir bakıma İslam'ı yeniden keşfetmekte olması dolayısıyla bu ülkede İslam Rönesansının zengin ve anlamlı olacağını ümit etmek açısından önemli sebep bulunmaktadır. Çünkü geleceği ilgilendiren köklü meselelerle saklambaç oyunu oynamayıp, bu meseleleri hakkıyla karşılamak için lüzumlu cesarete sahip olmak, Türkler'in ulusal karakterinde yerleşmiş bir unsurdur. Muhammed İkbal'in de ümit ettiği gibi, Türkiye'nin bir kez daha yeni ve semereli bir İslam Rönesansı'nın öncüsü olduğunu ispatlaması pekala mümkündür". Türkiye, gerçekten de çok sancılı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu sancıların, İslam'ın uygarlığa vücut veren kök hücrelerinin, Batının birikimi ile Türkiye üzerinde buluşmasından da kaynaklandığını; bir tür mayalanma sancısı olduğunu düşünmek de pekala mümkündür. Belki de bunlar, yeni bir uygarlığın mayalanma sancılandır... Prof. Dr. Hasan ONAT Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi

Sayfalar