Konusu:
Bu kitabın merkezinde, dindar çevrelerde yetişmiş, ibadetlerini yıllarca eksiksiz yerine getiren fakat zamanla çeşitli nedenlerle dinî pratiklerden uzaklaşan
erkeklerin sekülerleşme süreçleri yer alıyor. Türkiye özelinde daha önce tartışılmamış biçimde mütedeyyin erkeklerin sekülerleşme süreçleri dindar geçmişleriyle
birlikte ele alınıyor. Gündelik hayata odaklanan kitap, mütedeyyin erkeklerin büyüdükleri evlerdeki dinî tablolardan mahalle sohbetlerine, evlerde dinlenen
ilahilerden okunan kitaplara ve bütün bu varoluş biçimlerinin terk edilişine uzanan geniş bir çerçeveyi saha araştırmasıyla görünür kılıyor. Furkan Dilben,
görüşmecilerin “arafta kalma”, “hamurunda İslam olma”, “ezberi unutma” ve “tevafuktan tesadüfe geçiş” gibi ifadelerinden yola çıkarak şahsi hikâyelerin
gayrişahsi anlamlarını “habitus” ve “ritimanaliz” kavramlarıyla birlikte tartışıyor. Böylece, kişisel deneyimlerle Türkiye özelindeki güncel sekülerleşme
tartışmalarını buluşturan özgün bir çalışma ortaya çıkıyor. “Ne annem ne babam biliyor benim inançsız olduğumu. […] annemin iyi hissetmesi için özellikle
dinî günlerde arıyorum. Mutlu oluyor, o mutlu olunca ben de iyi hissediyorum. Ama bu insanı ikiye bölen bir durum. İki kişi gibi yaşıyorsun hayatı.” “Bu
dünyayı öteki dünya için yaşarken, artık burası için yaşamaya başlıyorsun. Bildiğin her şey değişiyor haliyle.” “Yeni seküler hayat, en başta bir yıkım
olarak geldi çünkü artık hayatımda din yoktu ama bütün enkazın üzerinde yaşamam gerekiyordu. Elbette yıkım hemen olmadığı gibi yeni hayatım da yeni kurulmayacaktı.
Ama işin zorluğu yıktığım hayatta daha tecrübeliydim.”