Yazara Gore Listeleme

  • Kolektif
    insan sesi mp3 - Türkçe
    14 Ayrım
    194,52 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: nurçehre elver
    Dostluk, günlük hayatta çok sık kullandığımız bir kelime. Ama sadece kelime değil, bir değer. Herhangi bir şekilde "dost" kelimesini kullanıyorsak, "dostluk" diyorsak, değerli bir şeyden sözediyoruzdur. Günümüz dünyasında değerinden çok şey kaybetmiş olsa da dostluk, insanın beyaz sayfalarında koruduğu, herhangi bir şekilde kullandığında ona olumlu anlamlar yüklediği bir insanlık değeri. Peki dostluğun felsefesi olur mu? Dostluk'un Kitabı, YGS Yayınları'ndan çıkan ve dostluğun felsefesinin işlendiği yeni bir kitap. Dostluk, antik felsefeden günümüze kadar felsefenin ilgi alanı içinde olmuş bir kavram. Dostluğun ilk felsefik temelleri Platon tarafından atıldı. "Her insanın bir dosta ihtiyacı vardır" diyen Aristoteles, dostluğa yeni açılımlar kazandırmaya çalışan ikinci büyük felsefeci. Çiçero için de dostluk çok önemliydi. Dostu, dostluğu hayatından silmiş birinin dünyasından güneşi uzaklaştırmış olacağını söyleyecek kadar dostluğu önemsemişti Çiçero. Türkçe günlük dilinde "dostluk" ve "dost" sıkça kullanılsa da, bu alanda bir dostluk felsefesinden söz edilemiyor. Dostluk üzerine Türkçe yazılmış esere rastlamak, neredeyse mümkün değil. İşte Yazı Görüntü Ses Yayınları-Felsefe Dizisi'nin üçüncü kitabı olarak yayımlanan "Dostluk'un Kitabı" bu alandaki düşünce boşluğunu önemli ölçüde dolduran bir çalışma. Yayınevi, "varlık koşulu" saydığı Türkçe fikir üretimi ilkesine bağlı olarak "Dostluk'un Kitabı"nda da Türkçe yazılara önemli yer ayırmış. Böylelikle Platon, Aristoteles, Kant gibi büyük felsefecilerin çalışmalarının yanı sıra Türkçe de düşünen bir dostluk kitabı çıkmış ortaya. Dostluk'un Kitabı, sadece yazılardan oluşan bir kitap değil. Mehmet Ali Türkmen, Tan Oral, Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Kayıhan Fırat, Şenol Şenol Bezci gibi çizgi dünyasının usta isimleri dostluğu çizgileriyle yorumlarken kitaba zenginlik katıyorlar. Dostluğun Kitabı, bu alanda yapılmış önemli çalışmaların çoğunun yer aldığı, aforizma ve çizgilerle zenginleşen bir felsefe derlemesi. Ancak yayınevi, kitabın felsefik olmasının yanı sıra işlevsel olmasını hedeflediğini belirtiyor; kitabın "dostluğa çağrı" olduğunu giriş ve arka kapak yazısında açıkça ifade ediyor. Dostluğun günlük hayattaki yerinin azaldığı günümüzde böylesi bir çağrı hiç de gereksiz görünmüyor. Dostluk'un Kitabı, dostu ve dostluğu önemseyen her insanın ilgisini çekecek bir çalışma.
  • Ali Ünal
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    530,80 KB
    Eser Türü: Kitap
    Şirk ve Tevhid tarih boyunca tüm insanlığın tabi olduğu iki dinin adıdır. İnsanlar temelde hep bu iki din üzre olagelmişlerdir. Gerçi çeşitli dönemlerde bu iki dine başka başka adlar verilmişse de bu başkalıklar yalnızca adlarla sınırlıdır; yoksa temelde değişen herhangi bir şey yoktur. Rasûller'in ve son Rasûl'ün tebliğ etmek için gönderildikleri Mekke'leri nasıldı; bu Mekke'lerde yaşayan insanların durumu neydi; tâbi oldukları Şirk Dini'nin genel nitelikleri nelerdi?" Elinizdeki eser yukarıdaki sorulara Kur'an'ın ışığında cevaplar aramaktadır. Kronolojik bir siyer olmaktan öte, dönemler boyu süren ve sürecek olan tevhid ve şirk mücadelesinin temel özelliklerini Kur'an ve Son Rasul'ün hayatını da örnek alarak incelemektedir. Şu çok açıktır ki: Kur'an'ı anlamadan Rasul'ün hayatını, Rasul'ün hayatını bilmeden Kur'an'ı anlamak mümkün değildir.
  • ABDUL SAMMAD CHOHAN
    metin - İngilizce
    1 Ayrım
    110,63 KB
    Eser Türü: Kitap
    Yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları, son on yılda akademisyenler için en ilgi çekici odak noktalarından biri olmuştur. Daha önce yapılan çalışmalar yeşil tedarik zinciri yönetiminin gelişimi ve kapsamı hakkında bilgi vermenin yanı sıra farklı sektörlerden şirketlerin yeşil tedarik zinciri uygulama örneklerini sunmuştur. Yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarının, örgütsel performansın bir parçası olarak çevresel performansı etkileyebileceğini öne sürüyorlar. Ancak yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarının Türkiye tekstil sektöründeki KOBİ'lerin örgütsel performanslarının bir parçası olarak çevresel performanslarını etkileyip etkilemeyeceği henüz belirlenmemiştir. Bu tez, literatürdeki boşlukları keşfetmeyi ve örgütsel performansın bir parçası olarak çevresel performansın etkisini tanımayı ve sonuç olarak özellikle Türk tekstil endüstrisindeki yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarını (GSCMP) ele almayı amaçlamaktadır. Veriler, Türk tekstil firmalarından anket yoluyla toplanmıştır ve toplanan verilerin analizinde SPSS'nin İstatistiksel Paketi kullanılmıştır. Önerilen hipotez test edilir. Hipotezde önerilen değişkenler, yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamaları, yeşil süreç ve ürün tasarımı ve örgütsel performansın bir parçası olarak bir şirketin genel çevresel performansını iyileştirip iyileştirmediğini belirlemek için kullanılan yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulama yaklaşımlarının içsel farkındalığıdır. Bu araştırmanın bulguları, bir tekstil sektörü organizasyonunda GSCM uygulamalarının uygulanmasının çevresel performans üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma, tekstil endüstrisindeki KOBİ'lerin, kurumsal performansın bir parçası olarak çevreyi iyileştirebilecek yeşil tedarik zinciri yönetimi uygulamalarını belirlemek için daha iyi kararlar almalarına yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi Uygulamaları, Tekstil Endüstrisi, Türk İmalat Sanayii
  • HACER SENA MUMCU
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    186,43 KB
    Eser Türü: Kitap
    Ebeveynleşme, çocukların kendi yaşlarına uygun olmayan, ebeveynlere ait olan rolleri üstlendiği, ebeveyn ve çocuk arasındaki rol değişimi olarak tanımlanmaktadır. Bu rol değişimi sonucunda, ebeveynleşme kavramının depresyon ve utanç kavramlarıyla arasında anlamlı ilişkiler olabileceği düşünülmüştür. Bu çalışma, geç ergenlik dönemindeki bireylerin ebeveynleşme ve depresyon arasındaki ilişkide utancın aracı rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Çalışmanın yan amacı ise ebeveynleşme, depresyon ve utanç değişkenlerinin sosyodemografik değişkenler aracılığıyla farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Çalışmanın örneklemini 18-21 yaş aralığında 212 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, Ebeveynleşme Envanteri, Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği’nin (SUSÖ) utanç alt boyutu ve Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği’nin (DASS-21) depresyon alt boyutu ile toplanmıştır. Veriler, yüz yüze ve çevrimiçi olarak toplanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile yapılmıştır. Araştırmanın hipotezleri t-test, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon, hiyerarşik regresyon ve PROCESS Model ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, ilk çocukların ebeveynleşme düzeylerinin, ortanca ve son çocuklara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Düşük sosyoekonomik düzeye sahip katılımcıların utanç düzeylerinin, orta ve yüksek sosyoekonomik düzeye sahip katılımcıların utanç düzeylerinden fazla olduğu sonucu bulunmuştur. Utanç değişkeninin depresyonu pozitif ve anlamlı düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak, ebeveynleşmenin utanç aracılığıyla depresyonu etkilediği bulunmuştur. Ebeveynleşme, utanç düzeyinin artmasında etkili olmakta ve artan utanç düzeyi ile depresyon arasında ilişki oluşmaktadır. Elde edilen bulgulara göre, klinik bağlamda ebeveynleşme kavramı çalışılırken depresyon ve utanç kavramlarının da ele alınması gerektiği sonucu ortaya çıkmıştır. Ebeveynleşmenin depresyon ve utanç ile ilişkisinde kullanılması gereken birbirinden farklı terapi tekniklerine değinilmiştir. Aynı zamanda, ebeveynleşme kavramının ülkemizde daha çok çalışılması ve daha görünür olması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Geç Ergenlik, Ebeveynleşme, Depresyon, Utanç
  • ALİ EŞKİNAT
    metin - İngilizce
    1 Ayrım
    163,33 KB
    Eser Türü: Kitap
    Çağımızda yüksek öğretim kurumları eğitimlerini yeni yöntemlerle sunmak ve küresel bir pazarda faaliyet göstermek gerçeğiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle üniversiteler, zaman ve lokasyon kavramı olmaksızın derslerine nasıl erişim sağlayabileceklerini yeniden değerlendirmek zorundadır. Bununla birlikte yüksek öğretim kurumları sadece Z Kuşağı öğrencilerinin artan dijital dönüşüm beklentilerini karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda yaklaşan Alfa Kuşağı fırtınasına da hazır olmalıdır. Orta Çağ'dan bu yana, yükseköğretim kavramı ve ana aktörleri üniversitelerin gelişim süreçleri tartışılan bir konudur. Birinci nesil Üniversite 1.0, 11. Yüzyılda bilgi aktarım merkezleri olarak başlatılırken, ikinci nesil Üniversite 2.0, 19. Yüzyılda bilgi aktarımı ve araştırma merkezleri olarak karşımıza çıktı. 1970'ler ise bilgi aktarım, araştırma ve uygulama (üniversite-sanayi) merkezleri olarak üçüncü nesil Üniversite 3.0'ı getirdi. Ardından dördüncü nesil Üniversite 4.0, 2000'li yılların dijital dönüşüm çağının atmosferinde teknolojik ve sosyal inovasyonlara bağlı olarak dijitalleşen bir üniversite olarak gelişti. Bu tezin amacı, özellikle 2030'lardan itibaren tüm dünyayı tek bir pazar olarak hedefleyen ve eğitim faaliyetlerini küresel olarak farklı coğrafyalarda aynı anda yürütürken dijital üniversite kimliğini taşıyan, gelecek beşinci nesil Üniversite 5.0'a ileriye dönük bir yaklaşım sağlamaktır. Bu yaklaşım, gerçekleştirilen literatür taramasının sonunda, hem teknolojide yeni gelişimler ve çağdaş anlayış kavramlarının getirdiği sürekli artan dijital dönüşümün etkileri, hem de mevcut üniversite öğrencileri olan Z kuşağı ve onların halefi Alpha'nın beklentileri ile ilgili olarak doğrulanmıştır. Bu çerçevede, bu çalışmanın 8 hipotezini değerlendirmek için üniversite öğrencileri, akademisyenler ve işverenler/yöneticiler olmak üzere 3 farklı grupta 346 katılımcı ile 4 ana soru grubu üzerinde bütünleşik bir yaklaşımla tasarlanmış bir anket ile araştırma çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular incelendiğinde, katılımcıların dijital eğitime verdikleri önem ile dijitalleşmeye verdikleri önem arasında doğrusal ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilirken, dijital eğitime verilen önem ve üniversite eğitimine verilen önem arasında da doğrusal ve anlamlı bir ilişki olduğu da tespit edilmiştir. Neticede, hem üniversite öğrencilerinin tercihleri hem de üniversitelerin stratejileri halihazırda hibrit eğitim modeline olumlu bir yaklaşım göstermektedir. Ayrıca 2030'lardan sonra sanal eğitim modeline geçiş öngörüsünde de aynı yaklaşım görülmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, üniversitelerin 2030 yılına kadar hibrit eğitim modelini uygulamaya geçireceğini, 2030'dan sonra ise geleneksel üniversiteler hibrit eğitim modelini kullanmaya devam ederken, Üniversite 5.0 jenerasyonu dijital üniversitelerin kaçınılmaz gelişiminin başlayacağını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dijital Dönüşüm, Üniversite 5.0, Dijital Üniversite, Hibrit Eğitim, Sanal Eğitim,
  • BURÇAK GÜLER
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    149,58 KB
    Eser Türü: Kitap
    Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerde ruminatif düşünme biçimi ve evlilik uyumunun kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirtiler üzerindeki aracı rolünü araştırmaktır. Yöntem: Örneklem, yaşları 23-70 arasında değişen ve ortalaması 38,9±9,77 olan 351 evli bireyden oluşmaktadır. Örneklemin çoğunu kadın (%65,2), üniversite mezunu (%77,2), çalışan (%76,4) ve ilk evliliğini sürdüren (%96,3) bireyler oluşturmuştur. Çalışmada Sosyodemografik Form, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Kısa Formu, Ruminatif Düşünme Biçimi Ölçeği, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği, Romantik İlişki Odaklı Obsesyon ve Kompulsiyonlar Ölçeği ve Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre evli bireylerde romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma ve ruminatif düşünme biçimi tarafından anlamlı düzeyde pozitif yönde, evlilik uyumu tarafından anlamlı düzeyde negatif yönde yordanmaktadır. Ek olarak, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile romantik ilişki odaklı obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ruminatif düşünme eğilimi ve evlilik uyumu, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma ile partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyi arasındaki ilişkide tam aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Evli bireylerde, romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeylerinin yordayıcıları olarak kaygılı bağlanma, kaçınmacı bağlanma, evlilik uyumu ve ruminatif düşünme biçimi bulunmuştur. İncelenen aracı modellerinde, güvensiz bağlanma stillerinin romantik ilişki ve partnere ilişkin obsesif kompulsif belirti düzeyleri ile doğrudan ilişkisinin olumsuz olduğu, bu ilişkinin artan ruminatif düşünme eğilimi ve azalan evlilik uyumu ile açıklandığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Güvensiz Bağlanma, Evlilik Uyumu, Ruminatif Düşünme Biçimi, Romantik İlişki Odaklı Obsesif Kompulsif Belirtiler, Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirtiler.
  • DERYA ŞENASLAN
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    145,27 KB
    Eser Türü: Kitap
    Estetik ve güzellik kavramları farklı disiplinlerce araştırılıp, tanımlanmaya çalışılmış, tarihin farklı dönemleri arasında çeşitlilik gösteren, değişken kavramlardır. Bu çalışmada neyin güzel ve neyin estetik olup olmadığını sorgulamak ve bu alanda yeni bir kaynak oluşturmak amaçlanmıştır. Estetik ve güzel Felsefe, arkeoloji, sanat tarihi, antropoloji ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerin kesişim kümesinde bulunması sebebiyle, oldukça geniş ve karmaşık içerikli kavramlardır. Batı medeniyetlerinde estetik kavramını incelerken, simetri, orantı, tam uyum gibi faktörler geçerlidir. Genel anlamıyla estetik, ahenktir, uyumdur. Bir bütünü meydana getiren unsurlar birbiri ile uyumlu ise, o şey güzeldir. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde estetik kavramı insanda bir his, duygu yaratması ile anlamlanır. Yaratılan hissin gücü estetik hazzın seviyesini belirler. Bu hissi yaratan bir resim ya da heykel olabileceği gibi belli bir renk ve biçim uyumunu bünyesinde barındıran bir giysi ya da kumaş tasarımı da olabilmektedir. Bu çalışmada estetik güzelliğin Batı medeniyetlerinde yarattığı etki, tarihin farklı dönemlerinde kadın bedeninin ve giyim kuşam kültürünün estetik ve güzel kavramlarından nasıl etkilendiği incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Estetik, Güzel, Kadın, Moda, Giyim.  
  • CANSU CANBAZ
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    121,14 KB
    Eser Türü: Kitap
    Amaç: Bu çalışmada 14-18 yaş arası ergenlerde algılanan psikolojik istismar ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkide duygusal özerkliğin ve öz şefkatin aracı rolleri araştırılmıştır. Ayrıca sosyodemografik değişkenlerden cinsiyet, yaş, sınıf, algılanan aylık gelir, kardeş varlığı, kardeş sayısı, psikolojik/psikiyatrik tedavi durumu, anne-babanın medeni durumu, anne-babanın yaşı ve anne-babanın eğitim düzeyinin ergenlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerindeki rolü incelenmiştir. Yöntem: Çalışma, kartopu ve uygun örnekleme yöntemleri kullanılarak 14-18 yaşları arasında 217 ergen ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın veri toplama araçları sırasıyla; araştırmacılar tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Duygusal Özerklik Ölçeği (DÖÖ), Psikolojik İstismar Ölçeği (PİÖ), Adolesan Yaşam Biçimi Ölçeği (AYBÖ) ve Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu (ÖŞÖ-K) şeklindedir. Çalışmada temel hipotezleri test etmek için aracı değişken analizi ve sosyodemografik değişkenlerin değerlendirilmesi için bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda algılanan psikolojik istismar, duygusal özerklik, öz şefkat ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasında anlamlı ilişkilerin olduğu görülmüştür. Duygusal özerkliğin ve öz şefkatin ergenlerde algılanan psikolojik istismar ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiği tespit edilmiştir. Diğer yandan, ergenlerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının tüm sosyodemografik değişkenler arasında yalnızca babaların yaşına göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Ergenlerin babalarının yaşı artıkça sağlıklı yaşam biçimi davranışları düzeylerinin azaldığı görülmüştür. Sonuç: Psikolojik istismarın birey üzerindeki olumsuz etkileri bilinmektedir. Yapılan çalışmanın bulguları olumsuz etkileri olan psikolojik istismar için duygusal özerkliğin ve öz şefkatin koruyucu rollerini göstererek bu koruyucu faktörler bireylerin olumlu sağlık davranışlarına yönelmesini sağlamaktadır. Mevcut bulgular literatür ışığında tartışılarak araştırmanın sınırlılıklarına ve gelecek araştırmalar için önerilere değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan psikolojik istismar, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Duygusal özerklik, Öz şefkat.
  • MERTALİ KÖPRÜLÜ
    metin - İngilizce
    1 Ayrım
    97,15 KB
    Eser Türü: Kitap
    As software systems continue to grow in complexity, the need for efficient and accurate design methodologies becomes increasingly critical. Entity-Relationship Diagrams (ERDs) provide a powerful visual representation of system structures and dependencies, serving as a foundation for software engineering and database design. However, manually creating ERDs from textual requirements is time-consuming and manual. To address this challenge, this research explores the application of natural language processing (NLP) techniques to automatically extract relevant information from unstructured text and generate ERDs. The proposed approach leverages the strengths of rule-based techniques, semantic analysis, and machine learning algorithms to automatically identify entities, attributes, relationships, and cardinalities from natural language input. Our study offers practical insights into the utilization of linguistic and semantic analysis, and machine learning for efficient information extraction. The proposed system aims to streamline the ERD creation process and improve the accuracy and quality of the resulting diagrams. While the proposed approach shows promising results, the limitations in heuristic rule coverage and data dependencies are acknowledge. Furthermore, the evaluation results demonstrate in detecting entities, attributes, and relations, with f1-scores of 0.96, 0.93, and 0.92, and resolving the components specifications achieved accuracy of 0.87, 0.84, 0.91, respectively. The findings contribute to advancing ERD extraction from text and suggest future research directions for improving the robustness and usability of the solution. The fusion of NLP techniques with ERD creation highlights the potential for enhancing the software development lifecycle and opens new avenues for research in the realm of information extraction from natural language text. Keywords: Entity-Relationship Diagram, Natural Language Processing, Named Entity Recognition, Information Extraction.
  • Pınar AKINCI
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    161,41 KB
    Eser Türü: Kitap
    Sanat, insanlık tarihi boyunca toplumun gelişimine paralel olarak sürekli evrim geçiren bir alan olmuştur. Her dönemde, kendine özgü kitle iletişim araçları ve teknolojileri kullanarak yeni dengeler oluşturmuş ve sanatın dönüşümüne katkı sağlamıştır. Bu tez çalışmasında, Endüstri toplumu döneminden günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçte, kitle iletişim araçlarında yaşanan dönüşümün sanata, sanatçıya, izleyiciye ve toplumun yapısına olan etkileri ve oluşturduğu kültürel farklılıklar incelenmektedir. Giriş bölümünde, tezin amacı ve kapsamı belirtilerek konunun önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, endüstri toplumundan günümüz enformasyon dönemine kadar olan süreçteki teknolojik ve toplumsal değişimlerin sanat üzerindeki etkisi açıklanmıştır. İkinci bölüm, popüler kültür, kültür endüstrisi ve kitle kültürü kavramlarının açıklanmasıyla başlamıştır. Bu kavramlar, çalışmanın temelini oluşturmakta ve kültüre dair çözümlemeyi sunmaktadır. Üçüncü bölümde, endüstri toplumunda icat edilen geleneksel kitle iletişim araçlarının sanatı eski bağlamından koparıp, teknolojinin olanaklarıyla nasıl yeniden üretilebilir hale getirdiği incelenmiştir. Sanata ve kültüre olan toplumsal bakış açısındaki değişimler düşünürler ve iletişim kuramcılarıyla birlikte sosyolojik bağlamda ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, enformasyon toplumu döneminde kitle iletişim aracı olarak internetin, yeni medya teknolojileriyle sanatı nasıl sanallaştırdığı ele alınmıştır. Aynı zamanda, önceki bölümlerde bahsedilen kuramcıların teorileri ışığında belirli sanatçıların eserleri yorumlanarak, sanatın endüstriyel üretimden dijital üretime geçişinde karşılaşılan sorunlar, sanat eserlerinin gerçekliği ve özgünlüğü gibi konular da tartışılmıştır. Sonuç bölümünde, elde edilen bulgular özetlenmiş ve kitle iletişim araçlarının sanata ve topluma olan etkileri üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca, çalışmanın katkıları ve sınırlılıkları vurgulanarak, ileri araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Bu tez çalışması, sanatın tarih boyunca süregelen evrimini ve kitle iletişim araçlarının sanat üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde inceleyerek, okuyuculara sanat ve iletişim alanındaki önemli dönüşümleri anlamalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Endüstri Toplumu, Enformasyon Toplumu, Kitle İletişim Araçları, Sanal Sanat

Sayfalar