Yazara Gore Listeleme

  • Hasan İzzettin Dinamo
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    601,43 KB
    Eser Türü: Kitap
    Düşüncenin suç olarak nitelendiği bir toplum düzeninde, düşünce yapısının farklılığından ötürü oradan oraya sürülen, toplum yaşamından sökülüp atılarak sürgünde bile yaşamına göz dikilen bir aydının, yaşamının bu kerte zorlanarak bilinmez bir serüvene itilmesi, politik çıkarlar için bir insanlık ayıbıdır. Dinamo, bu romanında da yakın geçmişe ışık tutarak, insanların politik çıkarlar uğruna nasıl bir yaşam biçimine sürüklendiğini gözler önüne seriyor.
  • Osman Pamukoğlu
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    243,05 KB
    Eser Türü: Kitap
    • Anarşistler, eşitlikçiler, gelenekçiler, çoğulcular, bölücüler ve reformistler kim ve neden başkaldirip hükümetlere karşi silahli mücadeleye giriyorlar? • Tarihe bakildiğinda, bu gruplarin hangisi başarili olmuş ve siyasi amaçlarina ulaşabilmiştir? • Bunlarin yurtiçi ve yurtdişi destek sistemleri nasil çalişiyor ve mücadele alani olarak nereleri seçiyorlar? • Terörizm hemen önlenemez ve eylemler giderek artarsa, hangi durumlarla karşi karşiya kalinir? • Gayrinizami savaşla yüz yüze gelen hükümetler ve ordulari bekleyen sorunlar nelerdir? • Kontrgerilla nedir, nasil bir güce ve teşkilata sahiptir? • Kontrgerilla; istihbarat, psikolojik ve askeri operasyonlari nasil yürütüyor? • Kontrgerilla, hükümet ve rejime ait faaliyetlerin de içinde mi? • Emperyalizm kurdu sağlam elmada bulunmaz.
  • Clara Dupont_monod
    insan sesi mp3 - Türkçe
    11 Ayrım
    105,40 MB
    Eser Türü: Kitap
    Seslendiren: BELGİN MERDİVENCİ
    Taşların Anlattığı, bir ailenin Fransa’nın ücra bir köyündeki sessiz sakin hayatının ansızın nasıl dönüştüğünü anlatan dokunaklı bir kitap. Tombul yanaklı, kara gözlü, tatlı mı tatlı bir bebeğin doğumu nasıl olur da aile trajedisine dönüşür? Çocuklarının gözlerinin önünden koskocaman bir portakalı geçirip de hiçbir tepki alamayan anne ve babanın, gittikleri doktordan onun hiç gelişmeyeceğini, göremeyeceğini, yürüyemeyeceğini ve muhtemelen birkaç sene içinde öleceğini öğrenmesiyle başlıyor her şey. Ailenin ilk iki çocuğunun hayatı da bu engelli bebeğin gelişiyle sarsılıyor. Ağabey bebeği sahiplenip bağrına basıyor, asla onsuz yapamıyor; kız kardeşin bebeğe karşı hissettiği öfke ve nefretse giderek büyüyor. Bu uyumsuz çocuğun ölümünden sonra dünyaya gelen yeni bir çocuk, yıllar içinde yıpranan aileyi tekrar bir araya getirmeye çalışıyor. Ve evin duvarlarındaki, avlusundaki taşlar tanık oluyor tüm yaşananlara. Clara Dupont-Monod’nun yazarlığındaki ustalık, çok trajik durumları hiç romantize etmeden, sakin sakin, duyguları sömürmeden anlatabilmesinde saklı. “Şiirsel, şefkatli, narin; Taşların Anlattığı hem trajik hem de ışıl ışıl bir kitap. Hayata muhteşem bir övgü.” Le Figaro
  • Hasan İzzettin Dinamo
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    611,03 KB
    Eser Türü: Kitap
    Bu haber evliyaları bile gavur eder, diye düşündüm. Sayın gözlüklü Ağır Ceza Reisi, vicdanının sızlamış olması bile bir ilerleme sayılabilir. Hep birkaç kuruş ekmek parası yüzünden değil midir ki vicdanının sesine kulaklarını tıkamak zorunda kaldın. Matbaacı Tatar Kadri'den bu haberi aldıktan sonra bütün namuslu duygularım tedirgin oldu. Bir adalet sıtmasına tutuldum ki sormayın gitsin. İçimin binlerce yakınışını dinledim. Bence adaletsiz ne Tanrı olur, ne de evren. Adalet sıtması, deprem gibi sarsar insanı. Adalet sıtması, kanı ateş gibi yakar. Aşk ateşi bile bence böyle zorlu olmaz. İnsan, kavrulur, kül olur adalet sıtmasıyla.Yukarıdan gelen emir, benim “Tren” şiiri için küplere binen İsmet Paşa'yla Şükrü Kaya'dan gelebilir. Sen de işinden olmamak uğruna adaletin kıçına bir şaplak indirip onu kapıdan kovdun. Dört yılın cehennem gibi fırınında dört genci kebap etmeyi göze alabildin. Peki, peki, yargıçlık bunun neresinde? Bunu doğrudan doğruya onlar da yapabilirdi, neden seni bir zavallı maşa gibi kullanarak adaleti böyle kötü bir biçimde kirlettiler? Matbaacı Tatar Kadri'den bu haberi aldıktan sonra bütün namuslu duygularım tedirgin oldu. Bir adalet sıtmasına tutuldum ki sormayın gitsin. İçimin binlerce yakınışını dinledim. Bence adaletsiz ne Tanrı olur, ne de evren. Adalet sıtması, deprem gibi sarsar insanı. Adalet sıtması, kanı ateş gibi yakar. Aşk ateşi bile bence böyle zorlu olmaz. İnsan, kavrulur, kül olur adalet sıtmasıyla. Altın adalet terazisi, evrenin bir ucundan bir ucuna kurulur. Bir an düşlerimin gözleri kamaşır. Evrenin altın adalet terazisi, altın ölçü ağırlıkları yerine insan zekası, insan yüreği, insan vicdanı, en sonra insan düşüncesi taşır. Bu gece, kendimi yuvasından atılmış bir leylek yavrusuna benzettim. Çarpınıp çırpındım düşüncelerimle dövüşerek delice. Bir kez daha anladım ki adaletsiz bir Tanrı da, adaletsiz bir insan da evrende uzun boylu dikiş tutturamaz. Sabahattin Ali, Hamdi eliyle bana anti-faşist Alman şairlerinden derlenmiş acı, acıklı şiirlerle dolu Almanca bir şiir kitabı gönderdi. En baştaki şiirin adı şu: “Kaçarken Vurulmuştur.” Anladım, Nazi Almanya'sında aydınları, yazarları, şairleri öldürmenin bahanesi bu! Kaçarken vurulmuştur. Kaçarken vurulmakta hepsi sınır taşında Sınırtaşları, mezartaşı hepsinin başında. Bu buz gibi gecede okuduğum kitabın verdiği güzel imgeler bile çaya karşı duyduğum özlemi gideremedi. Yaşamım boyunca ne kadın çekti içim, ne ekmek bu kerte! Çay kaşıklarının bardaklarda çıkardığı şıkırtılar, senfonileşerek kulaklarıma çarparken Ali Saip'in yüksek sesle konuşmaları da bu senfoninin biricik soloları gibi iştiliyor: Doğa, ilkyazın en güzel günlerini yaşarken, bizim de başımızın üstünde düşüncelerimizin gençlik türküleri esiyordu. Vakitsiz gençlik türküleri söyledik diye mayısın bu çimen, müzik, çiçek desenli halısı üzerinden kaldırılıp dört arkadaş, dört yıl içeri atıldık. Mahpushane, bize seki seki derinlere doğru inen karanlık cehennem bahçeleri hazırlamış. Can, kapkara, ağılı çiçekler açan bu bahçelerde her an çelik uçlu çakırdikenleriyle dalanır durur. Burada insan, bir zavallı buğday tanesi gibidir. Her gün kaygı değirmeninin taşları arasında yeniden ufalanır durur. İyi ki biz, yüreğimizi düşüncemizin buyruğuna vermişiz. Belki bu yüzden sarsıntımız daha az olacak. Yaşamak sevincimiz daha az ağlayıp saçlarını daha az yolacak.
  • Wi Keeland
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,30 MB
    Eser Türü: Kitap
    Hunter Delucia ile ilişkim tersten başlamıştı. Bir düğünde tanışmıştık; o damat, ben ise gelin tarafındaydım. Gece boyunca bakışmıştık, aramızdaki yoğun çekimi inkâr etmek mümkün değildi. O gece kendimizi otel odamda bulmuştuk. Ertesi sabah, yanlış bir telefon numarası vererek onu Kaliforniya'da bırakıp New York'a dönmüştüm. Onu aklımdan çıkaramıyordum ama son ilişkimden sonra çekici, ukala ve günah kadar yakıcı erkeklerden uzak durmaya yemin etmiştim. Fakat bu çılgın ve muhteşem adam, bir şekilde hayatıma yeniden girmiş ve yaşadığım şehirde sekiz haftalık bir iş almıştı. Üstelik bu süreyi birbirimizi tatmin ederek geçirmemizi önermişti. Sekiz hafta boyunca hiçbir şarta bağlı olmadan, akıllara durgunluk veren bir seks… Kaybedecek neyim vardı ki? Hiçbir şey, diye düşündüm. Bu sadece seksti, aşk değildi. Ama harika planlar hakkında ne derler bilirsiniz…
  • Hasan İzzettin Dinamo
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    700,37 KB
    Eser Türü: Kitap
    "Yazdıklarımı yayınlatabilirsem belki birkaç kuruş elime geçer. Açlıktan bir iki gün kurtulurdum" diye düşündü. Ayakları, zor da olsa onu Serveti Fünun Dergisi'nin kapısına kadar götürdü. Şimdi kapıda, içeri girip girmemekte ikilem yaşamaktaydı. Çok sevdiği İstanbul'un bu kadar acımasızlığının şaşkınlığı içindeydi.” Çocukluğunu İstanbul Darüleytamları'nda yaşamış, ilkokulu burada okumuştu. Şimdi Güzel Sanatlar Akademisi'nde okuyacaktı. Geçmiş günleri ve arkadaşlarını anımsadı. Onlardan birkaçını bularak eski günleri andılar. Yaz günleri hızla geçerken parası da tükenmişti. Bir başka şehirde görevli olan ablasından yardım gelene kadar otelden ayrılacak ve arkadaşlarında barınacaktı. Başka da çaresi yoktu. Ama arkadaşları da kendisi gibi beş parasızdılar. Günlük yaşamaya çalışıyorlardı. Günler geçmiş yardım gelmemişti. Moralini yüksek tutmaya çalışarak bir taraftan da sıkı şiirler yazmaya çalışmaktaydı. Günlerdir boğazından doğru dürüst bir şey geçmemiş sıcak bir yatak yüzü görmemişti. Gecelerini parklarda saklanıp yatarak geçirmeye çalışıyordu. Yürürken açlıktan ayakları yere basmıyor havada yürüyor gibi hissediyordu.
  • Hasan İzzettin Dinamo
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    223,58 KB
    Eser Türü: Kitap
    “Musa, açlığın, karnında yarattığı fırtına yüzünden hiç uyuya­mıyor, uyuyakalıp da yemeği kaçırır korkusuyla kendine işkence ederek uyanık kalmaya çalışıyordu. Eski Ermeni mahallesinin derin sessizliği, gecenin bir vaktinde, bir zafer çığlığıyla parçala­nıyor, bu top gibi patlayan gürültü, dakikalarca sürüyordu. “Ek­mek geldi, ekmek” sözleri bu kulakları sağır eden uğultu içinde sık sık bir ateşleyici öğe olarak işitiliyordu. Ermeni mahallesinin üzerinden bayağı ürkütücü bir kasırga gibi geçen bu sevinçli hay­kırışlara belki uykularından sıçrayan birçok kişi anlam veremi­yordu. Bunlar, birkaç ay daha sürecek, sonra, sonrasız susacaktı. Şundan ki devlet, artık o çamurdan ayırtsız ekmek parçacığıyla bulaşık suyundan çorbayı da veremeyecek duruma düşecek, bü­tün bu açlığı yenme umudunun şarkılarını söyleyen yavrucuklar, bir kez daha geldikleri yere, sokağa düşecekler, ölüm onları birer köşede kıstırıp birer çekirge yavrusu gibi çerez diye yiyecekti. An­cak, o günlere biraz daha vardı.” Öksüz Musa, Savaş ve Açlar'ın devamı niteliğinde olan ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın son yılları ve sonrasına denk gelen süreçte, şehit çocuklarının memleket sathına yayılmış çeşitli öksüz yurtlarında geçen açlık, yokluk ve yalnızlıklarıyla baş etme çabalarını anlatan, edebiyat tarihimizin başyapıtlarından biridir.
  • Osman Pamukoğlu
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    705,27 KB
    Eser Türü: Kitap
    Bin dokuz yüz yirmi yedi. Ekim. Gece. Yağmur ve rüzgâr. Yüksek ağaçlarla kaplı bir arazi, çevrede belli aralıklarla Muhafız Alayı nöbetçilerinin kulübeleri. Bir gözetleme noktasının ıslak sac kaplamaları donuk donuk parlıyor. Tek tük ışıklar vuruyor. Kalın perdelerine rağmen köşkün sadece bir odasından bahçeye belli belirsiz bir ışık sızıyor. Falih Rıfkı’yı (Atay) köşkün ana giriş kapısında Başyaver Salih (Bozok) karşıladı. Şemsiyesini kapatan Falih Rıfkı saatine baktı: 02.00’ydi. “Hayrola Salih, bu saatte çağrılmamın sebebi nedir?” “Hiçbir malumat verilmedi. Sadece teşrifiniz talep edildi.” Mustafa Kemal Paşa, Falih Rıfkı’dan sessiz ve gizli kalması kaydıyla Musul-Kerkük hakkında bir dosya hazırlamasını istedi. Falih Rıfkı zeki adamdı. Bu istek ve masanın üzerine boydan boya serilmiş haritadan meselenin nereye doğru gittiğini hemen kavradı. Köşkten ayrılırken Çankaya sabahı ağarmak üzereydi. Epey zamandır kesilmiş olan yağmur yeniden başladı. Falih Rıfkı bu kez şemsiyesini açmadı! Islanmaya, sırılsıklam olmaya ihtiyacı vardı… Kafasının içinde ise Paşa’nın şu sözü dönüp dolaşıyordu: ‘’Tarih bizi çağırıyor!’’
  • Hasan İzzettin Dinamo
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,29 MB
    Eser Türü: Kitap
    Masalda, dört erkek çocuğu olan bir aile vardır. Ancak son çocuk diğerlerinden farklıdır. iridir ve çok güçlüdür. Daha birkaç haftalıkken bile onu doyurmak mümkün değildir. Çocuk annesini emerken onu iliklerine kadar somurduğu için kadının göğüslerinden kan gelir. Çocuk geceleri evden kaçıp çevrede tavuk, kuzu, kedi ne varsa yedikten sonra ağzı yüzü kan içinde eve döner. Anne durumdan haberdar olsa da kimseye bir şey söylemez. Kardeşlerden birinin durumu fark etmesi üzerine anne onun bir dev yavrusu olduğunu itiraf eder. Anne, devin zorla eve girdiğini ve ona tecavüz ettiğini herkesten saklamıştır. Öykü, diğer çocukların besledikleri iki aslan yavrusuna dev kardeşlerini parçalatmaları ile son bulur.
  • Osman Pamukoğlu
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    433,93 KB
    Eser Türü: Kitap
    Toprağın üzerinde ne varsa hepsi kökten gelir; bütün korkular ölümden kaynaklanır. Güven duymak cesaret ister. Güveni engelleyen korkudur. Sadece korkusuz bir insan güvenebilir. Güvensiz insan, doruklardan uzak durmak ve düz yerde yürümek ister. Ne doruklar, ne derin vadiler; hiç doruğu ve vadisi olmayan sıradan bir yaşam sürmeyi yeğler. Bu; akılsız, sıkıcı, tekdüze, sönük, durgun bir yaşamdır. Fakat bunun iyi bir tarafı vardır; iki şeyle karşılaşmaz: Dorukların soğuğu, vadilerin rüzgârları. Ama buna karşılık, asla büyümeyecek ve gelişmeyecektir. Anlayarak büyüme; sadece doruktan vadiye, vadiden doruğa hareket edilince gerçekleşir. Büyüme ve yaşamın manası; sadece karanlık ve aydınlık arasında ışıktan karanlığa doğru olan o sürekli ve çetin yolculukla gerçekleşir. Dalgalar üzerinde alçalıp yükselmeden yaşamın ne olup ne olmadığı anlaşılamaz. Osman Pamukoğlu çevresel yıkımlardan aşırı nüfusa, aşırı tüketimden kirliliğe, ormanların yok edilmesinden kıtlığa kadar insanlığı ilgilendiren birçok konuya dikkat çektiği son romanı Kafes: Beyaz Çığlıklar ile insanoğlunun doğayı anlamadığını ve açgözlülüğü nedeniyle kaçınılmaz yıkımı öne çekmek için elinden geleni yaptığına vurgu yapıyor.

Sayfalar