Yazara Gore Listeleme

  • Sena GÜL
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    101,50 KB
    Eser Türü: Makale
    Son yıllarda Türkiye, dijital platformların yükselişiyle büyük bir dönüşüm geçirmektedir. İnternetin yaygınlaşması, hızlı teknolojik gelişmeler ve değişen tüketici alışkanlıkları, Türk medya sektörünü derinden etkileyerek dijital platformların ortaya çıkmasını ve gelişmesini hızlandırmıştır. İnternet erişiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, Türk tüketicileri televizyon ve radyo gibi geleneksel medya kanallarının yanı sıra çevrimiçi içeriklere erişim imkanına kavuşmuştur. Bu dönemde, video paylaşım platformları ve çevrimiçi dizi izleme siteleri popülerlik kazanmaya başlamıştır. Türkiye'deki dijital platformlar arasında yerel yapımların ortaya çıkması bu dijital platformların gelişmesini hızlandırmıştır. Uygulama tabanlı video hizmetleri, yerel film ve dizi yapımcılarının dijital platformlarda içerik üretmeye başlamasıyla birlikte daha da hız kazanmıştır. Bu platformlar, Türk izleyicilere özgün ve yerel içerikler sunarak kendi izleyici kitlesini oluşturmaya başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların gelişiminde uluslararası dijital platformların rolü büyük olmuştur. Netflix, Amazon Prime Video, Disney Plus gibi küresel dijital platformlar, Türk pazarında da etkinlik göstererek yerel rekabeti arttırdığı görülmektedir. Dijital platformların, Türkiye'de medya sektörünün içerik üretim dinamiklerini değiştirmeye devam edeceği öngörülmektedir. Dijital platformların yükselişi, Türk izleyicilerin medya tüketim alışkanlıklarını da etkilemektedir. İzleyiciler, istedikleri içeriğe her an erişebilme ve kişiselleştirilmiş deneyimler yaşama avantajlarından dolayı dijital platformlara yönelmeye başlamıştır. Türkiye'de dijital platformların ortaya çıkması ve gelişmesi, medya sektöründe köklü bir değişimi beraberinde getirmiştir. İnternetin gücüyle birleşen bu platformlar, izleyici kitlesini genişletirken aynı zamanda içerik üreticilerine yeni fırsatlar sunmuştur. Türk medya sektörünün, dijitalleşme sürecindeki bu dinamik değişimle beraber geleceğe hazırlanması beklenmektedir. Dijitalleşmeyle birlikte, dünya genelinde kamu yayıncılığı yapan dijital platformlar, kültürel etkileşim ve ulusal kimlik konularında benzersiz stratejiler geliştirmektedir. İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkeler kamu yayıncılığını dijital platformlara taşıyarak yayıncılıklarını genişletmiştir. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT), dijitalleşme çağına uyum sağlayarak kendi dijital platformunu oluşturmuştur. TRT Tabii’nin, geleneksel medyanın yanı sıra dijital ortamda da izleyicilere ulaşmayı hedefleyerek Türkiye'deki dijitalleşme sürecine kamusal bir boyut katması beklenmektedir. Bundan yola çıkarak, bu çalışmada Türkiye’deki dijital platformlar ve bunların arasında TRT Tabii’nin konumunun analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmada, TRT Tabii dijital platformunun İngiltere, Avustralya, Japonya ve Fransa gibi ülkelerin kamu yayıncılığı yapan kuruluşlarının dijital platformları arasındaki konumunu literatür tarama yöntemiyle ortaya çıkarmayı amaçlanmaktadır.
  • İrem KONUKCU
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    427,89 KB
    Eser Türü: Makale
    Türk resim sanatında ilk olarak 20. Yüzyıl başlarında batıdan alınan biçimsel etkiler doğrultusunda ortaya çıkan ve ardından da kendi sosyo-kültürel dinamikleri içinde şekillenerek gelişim gösteren ekspresyonist yaklaşımlar, Alman ekspresyonizminin birebir benzeri olmamış, zamansal ve kökensel olarak farklı bir kültürel sürecin ve bakışın izlerini taşımıştır. Bir sanat yapıtının ait olduğu toplumun kültürel yapısı ile kaçınılmaz bir bağı olduğundan, Türk resmindeki ekspresyonist yaklaşımlar da kendi lehçesinde ve sanatsal ikliminde biçim kazanmıştır. Bu durum ekspresyonizmin doğasındaki iç gerçeklikle örtüşmüştür. Bununla birlikte, Türk sanatçısının ortaya koyduğu ekspresyonist eğilimler, batıdaki örneklerinin aksine düşünsel ve toplumsal bir birikimin, bir geleneğin kırılmasıyla ortaya çıkmamış, sanatta ve toplumda bir devrim yaratmayı amaçlamamıştır. Almanya’da 20. Yüzyıl başında patlama noktasına ulaşan duygusal ve toplumsal reaksiyonlar, Türk sanatçısının daha geç bir dönemde yüzleşeceği farklı dinamiklerle doyum noktasına ulaşmış ve kendisini dışa vurmuştur. Bu durum ekspresyonizm olgusunun her iki kültürde aynı paralellikte incelenemeyeceğini ortaya koymuştur. İlgili görüşü referans alan ve konu başlıkları içerisinde bunu doğrulayan saptamalarda bulunan tez çalışması, Türk ressamlarını ekspreyonizme yönlendiren etkenler bağlamında bir gruplandırma yapmak ve Türk resmindeki dışavurumculuk olgusuna bu tespitler ışığında bakmayı öngörmüştür. Böylesi bir gruplandırma, dışavurumcu yönelimin ardındaki itkisel gücü ortaya koymak ve onu ayrıştırmak bağlamında gerekli görülmüştür. Ressamların yapıtları, yaşamları ve dönemin toplumsal koşulları dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda, Türk resminde ekspresyonist üslup özellikleri gösteren ressamların dört ana grup altında sınıflandırılarak incelenebileceği tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise; tez içinde ele alınan gruplandırmalar, dönemin toplumsal dinamikleri odağında çözümlenerek, ilgili sanatçılarda ekspresyonist açılıma yön veren veya bunu kısıtlayan olgular, dönemin değişen kültürel ve sosyoekonomik yapısı ışığında çözümlendirilmiştir.
  • Buket KOÇYİĞİT OCAK
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    253,17 KB
    Eser Türü: Makale
    Biyolojik, sosyal ve psikolojik bir deneyim olarak tanımlanan ağrı, multidisipliner yapısı gereği hemen hemen her kültürde yaygın bir sorundur. Yüksek ağrı duyarlılığının, ağrının kronik hale gelmesinde önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Ağrı duyarlılığı ile ilişkili sosyal ve psikolojik risk faktörlerinden birkaçı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin güvensiz bağlanma stilleri, reddedilme duyarlılığı ve kaygı olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı; çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, yetişkin kaygılı bağlanma stili ve yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı rollerini belirlemektir. Araştırmanın örneklemi 18-63 yaş arası (yaş ortalaması=29.50, SS=10.29) 252 kişiden (182 kadın, 70 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılardan; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarına maruziyeti belirlemek üzere Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), bağlanma stillerini belirlemek üzere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-2 (YİYE-II), reddedilme duyarlılığını belirlemek üzere Yetişkin Reddedilme Duyarlılığı Ölçeği (YRDÖ), ağrı duyarlılığını belirlemek üzere Ağrı Duyarlılığı Anketi (PSQ-T) ile kaygı puanlarını belirlemek üzere Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeklerinin (STAI-S, STAI-T) doldurulması istenmiştir. Analiz sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide, reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğunu göstermiştir. Bu sonuç; çocukluk çağı olumsuz yaşantılarındaki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Diğer yandan, yetişkin kaygılı bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaygılı bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre, yetişkin kaçıngan bağlanma stili ile ağrı duyarlılığı arasındaki ilişkide reddedilme duyarlılığı ve sürekli kaygının aracı etkisine dair modelin anlamlı olduğu bulunmuştur. Bu sonuç; yetişkin kaçıngan bağlanma stilindeki artışın yüksek reddedilme stilindeki artışın yüksek reddedilme duyarlılığı ve yüksek sürekli kaygı üzerinden ağrı duyarlılığındaki artış ile ilişkilendiğini göstermektedir. Son olarak, sonuçlara dair limitasyonlar ve gelecek çalışmalara dair öneriler paylaşılmıştır.
  • Emir ÇALIKKOCAOĞLU
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    109,16 KB
    Eser Türü: Makale
    Bu çalışmada, 1980’li yılların sonunda teorisyenler tarafından ortaya atılan ‘karmaşık anlatı’ kavramının, ‘klasik anlatı’ analizleri de göz önünde bulundurularak, derinliklerine kadar araştırılacak. Günümüzde karmaşık anlatının evirildiği nokta, Christopher Nolan’ın filmleri eşliğinde yeni, modern bir ‘karmaşık anlatı’ kavramına kapıları nasıl açtığı araştırılacaktır. Bu yeni anlatı biçiminin ismi ‘reformist anlatı’ olarak belirlenmiştir. Çalışmada amaçlanan, günümüz sinemasındaki gelişmeleri, modern çağımızın ‘yenilikçi’ yönetmenlerinden Christopher Nolan ve onun filmlerinin analizleri üzerinden tespit ederek yeni bir anlatım dilinin oluşmuş olabileceğine belirli bir açıklık getirmektir. Sinemanın geleceğinde önümüze çıkabilecek yeni bir anlatımın başlangıcına bir kapı aralayabilmektir. İnceleme sırasında klasik anlatı bağlamında Aristoteles’in Poetika eserinden araştırmaların yanı sıra, karmaşık anlatı üzerinde Thomas Elsaesser, Seymour Chatman, Jason Mittell, Warren Buckland ve Joseph Cambpell gibi teorisyenlerin günümüze kadar uzanan çalışmaları araştırılmıştır ve yeni anlatım dilinin temelini oluşturmak amacıyla baz alınmıştır. Analizi yapılan filmlerin totali Christoper Nolan’ın ikinci uzun metraj filminden günümüze kadar uzanan filmlerini kapsamaktadır. Çizgi roman karakteri ‘Batman’ üzerinden yapmış olduğu üçleme; Batman Begins, The Dark Knight ve The Dark Knight Rises filmleri esinlenilmiş hikayeler olduğundan analizin dışında bırakılmıştır. İncelemede yer alan filmlerin totali şu şekildedir; Dunkirk, The Prestige (Prestij), Memento, Tenet, Inception ve Interstellar (Yıldızlararası). Analizlerde eklenen ve kullanılan kavramların başında Chatman’ın yapısalcı analizi gelmektedir. Onun analizlerinin izinde yeni kavramlar geliştirilmiş ve çalışmanın totalinde bir analiz formatına oturtulmuştur. Chatman’ın yapısalcı analizinden alınan maddeler ve çalışma aracılığıyla eklenen yeni maddelerin totali şu şekildedir; neden – sonuç, olay örgüsü, zaman – mekan, karakterler, olgular, varlıklar – uzam, anlatıcı – seyirci ve görsel koşullandırmadır. İnceleme sonucunda, amaçlar doğrultusunda Christopher Nolan anlatıları aracılığıyla ‘reformist anlatı’ teriminin yeni sinema dünyasında önemli bir rol oynayacağı kanısına varılmış ve bahsedilen anlatım biçimi üzerinde inceleme yapılması gerekilen noktalar detayla belirlenmiş, açığa kavuşturulmuştur.
  • Yağmur AKSOY
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    140,20 KB
    Eser Türü: Makale
    Çocukluk çağında deneyimlenen ihmal ve istismar, nesilden nesle aktarılabilir ve ilerleyen dönemlerde farklı psikolojik problemlerin gelişimine zemin hazırlayabilir. Ancak literatür incelendiğinde, istismar ve ihmalin özellikle duygusal türünün incelendiği araştırmaların yetersiz olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın amacı, çocukluk çağındaki duygusal ihmal yaşantısı ve çekingen kişilik inançları arasındaki ilişkide, yetişkin kaygılı ve kaçıngan bağlanma türlerinin aracı rolünü incelemektedir. Yaşları 18-65 yaş arasında değişen 393 katılımcı (O = 33.24, SS = 11.72) araştırmaya katılım sağlamıştır. Veriler, Kişilik İnançları Ölçeği (KİÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-33) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II) aracılığı ile çevrimiçi olarak toplanmıştır. Analiz sonuçları, duygusal ihmal ve istismar, fiziksel ihmal ve aşırı koruma-kontrol ile çekingen kişilik inançları ve yetişkin güvensiz bağlanma stilleri arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Fiziksel ve cinsel istismar ile negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamsız ilişkiler saptanmıştır. Çoklu regresyon sonuçları, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarından duygusal istismar ve ebeveynin aşırı koruma-kontrol davranışının çekingen kişilik inançları üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, güvensiz bağlanma stillerinin her ikisinin de çekingen kişilik inançları üzerinde yordayıcılık etkisine sahip olduğu bulgulamıştır. Diğer alt boyutlarla karşılaştırıldığında, özellikle duygusal istismarın ve kaygılı bağlanma stilinin etkilerinin ön planda olduğu belirlenmiştir. Kaygılı bağlanma ve duygusal istismar arasında stepwise metodu kullanılarak yapılan regresyon analizi, romantik ilişkilerdeki kaygılı bağlanmanın çekingen kişilik inançları üzerinde çocukluk çağında duygusal olarak ihmal edilmeye kıyasla, daha etkili olduğunu göstermektedir. Paralel aracılık modeli sonuçları, erken dönemde maruz kalınan duygusal ihmalin, çekingen kişilik inançları üzerindeki yordayıcılık etkisinin erişkinlik dönemi kaygılı bağlanma stili üzerinden sağlandığını göstermektedir. Çoklu regresyon analizi sonucunda, duygusal ihmalin çekingen kişilik inançlarını üzerinde yordayıcılık etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu nedenle çocukluk çağı ruhsal yaşantıları ile alternatif bir model kurulmuştur. Alternatif model de özellikle kaygılı bağlanma üzerinden giden ilişkilerin anlamlı olduğunu saptamıştır. Araştırmanın bulguları, mevcut literatür ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalara, klinisyenlere ve ailelere önerilerde bulunulmuştur.
  • Canan SÖZBİR
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    131,13 KB
    Eser Türü: Makale
    Hileler planlanarak ve organize edilerek bilinçli bir şekilde gerçekleştirildiğinden dolayı tespit edilme olasılığı zordur. Hile genellikle, faillerin kendileri veya bir grup için menfaat elde etmeyi amaçladıkları için, kasıtlı olarak aldatma ile karakterize edilen düzensiz ve hukuka aykırı eylemler bütündür. Hilelerin ve çalışan hilelerinin ortaya çıkartılması, hile riskine karşı kurum etik kültürünün oluşturulması ve çalışanlarda hile bilinci yaratılması için kurum içi ve kurum dışı ihbarlar önem taşımaktadır. İhbar, etik değerlere uygun olmayan ve yasadışı olan davranış ve eylemlerin bu işi çözebilecek yetkisi bulunan mekanlara veya kişilere iletilmesidir. Kurumlarda ihbar, bir kişi bir kuruluşta mali suistimal veya ayrımcılık gibi bir suistimali bildirdiğinde ortaya çıkmaktadır. İhbar etme etik tartışmaları açısından zor bir konu olarak görülebilmektedir. Genellikle iki ahlaki değeri, adalet ve sadakati çatışmaya sokmaktadır. Bir yandan adil ve doğru olanı yapmak (yani hile hakkında konuşmak) bazen sadakatle (yani bir kuruluşta uzun yıllar çalışıyor olmak) çatışabilmektedir. İhbar etmek aynı zamanda çalışanlar arasında bir güven ihlali olarak da görülmektedir. İhbar sistemi, hile olaylarının erken tespiti ve ele alınması için çalışanlardan gelen bilgi uçurma bilgilerinin sorumlu ve şeffaf bir şekilde işlenebilmesi için kuruluş tarafından sağlanan ve organize edilen bir dizi politika, düzenleme, prosedür, uygulama, tesis ve altyapıdır. İhbar sistemi, iç kontrolün bir parçasıdır. İç kontrolün optimum şekilde uygulanması, hileli uygulamalara ilişkin belirtileri erkenden tespit edebilmektedir. Kuruluşlar, kurum içi eğitime değer vermeli ve kurum içi iletişimi güçlendirip kurum çalışanlarını veya üyelerini ihbar etmeye teşvik etmelidir. Kuruluşların, muhbirlerin kimliğini koruyan, misillemeyi ve sindirmeyi önleyen ve gelecekteki kariyer gelişimine zarar vermeyen raporlama prosedürleri açısından gerçek koruma sağlayan prosedürlere sahip olmadır. Kurum ihbarcının zarara uğramayacağı hile yaptırımlarının uygulanacağına dair güven oluşturması gerekmektedir. Bu çalışmada çalışan hilelerinin önlenmesi ve ortaya çıkartılmasında kurum etik kültürü içerisinde kişilerin kuruma aidiyetinin güçlendirilmesi ve ihbarın mekanizmasının etkisi ve öneminin belirlenmesi ile etkili bir hile karşıtı politikalar, programlar ve kontroller oluşturarak bu algının güçlendirilmesi konusu ele alınarak kurum etik kültürünü güçlendirmek, hile ile alakalı ihbar süreçlerini güvenli kılınması ve bu sebeple ihbar mekanizmasının etki alanını genişletilmesinin yol ve yöntemleri ortaya konulmuştur.
  • Merve ÇETİN
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    175,72 KB
    Eser Türü: Makale
    Çağdaş sanatta değerin belirlenmesi, sanat piyasası ekosistemine katkıda bulunan çeşitli varlıklardan etkilenir. Galeriler, müzayede evleri ve sanat simsarları gibi aracı kurumlar, sanat eserinin sergilenmesi ve tanıtılması için platformlar sağlayarak, sergiler düzenleyerek, satış ve satın almaları kolaylaştırarak, pazar araştırması yaparak, çağdaş bir sanat eserinin değerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışmasına başlarken öncelikle, çağdaş sanatın tanımı yapılarak, sanat tarihinde çağdaşlaşmaya giden süreç kronolojik olarak incelenmiştir. Yapılan bu inceleme neticesinde tarih boyunca sanat piyasasına dahil olan çeşitli varlıkların, çağdaş sanatın değerini etkileyen çeşitli dinamiklere ışık tuttuğu anlaşılmıştır. Galeriler, müzeler, müzayede evleri, bankalar, koleksiyonerler ve eleştirmenler sanat eserleri etrafında sansasyon yaratmada, sanat yatırımında spekülasyonu körüklemede ve sanatçı eserleri ile ilgili marka etkilerini şekillendirmede önemli roller oynamaktadırlar. Bununla beraber çağdaş sanatta bazı sanatçılar, yoğun duyguları harekete geçirmek, toplumsal normlara meydan okumak veya kamusal söylem oluşturmak için sansasyonel etkiden yararlanarak, izleyicileri cezbetmek ve sanatsal ifadenin sınırlarını zorlayarak kalıcı bir etki bırakmak için alışılmadık, kışkırtıcı teknikler kullanmaktadırlar. Sanat dünyasındaki çeşitli paydaşlar arasındaki etkileşim, çağdaş sanatçılar tarafından kullanılan yenilikçi stratejilerle birleştiğinde, sanat eserleri etrafında sansasyonel deneyimlerin yaratılmasıyla sonuçlanmaktadır. Bu tez çalışması, eser değerini etkileyen sansasyon ve spekülasyon etkileri merceğinden, galerilerin, müzelerin, müzayede evlerinin, koleksiyonerlerin, eleştirmenlerin ve bankaların ve NFT’lerin çağdaş sanatın değerini şekillendirmede oynadıkları roller üzerinde durarak, günümüzün dinamik sanat piyasasında nihai olarak çağdaş sanatın değerini belirleyen güçlerin karmaşık etkileşimine ilişkin yapıyı kuramsal çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır. Sanat, duyum ve toplumsal katılımın birleşimi, değişen sanatsal uygulamalara, teknolojik gelişmelere ve kültürel değişimlere yanıt olarak gelişmeye devam eden dinamik bir güçtür.
  • Özlem ERGENE
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    261,81 KB
    Eser Türü: Makale
    Büyülü Gerçekçilik, edebi bir akım olarak Latin Amerika kökenlidir ve resim sanatında da bir terim olarak da sıklıkla kullanılmaktadır. Resim alanında Büyülü Gerçekçilik ilk olarak Almanya’da 1919-1933 yılları arasında Weimar döneminde kendini göstermiştir. Weimar dönemi resim sanatı, sanatçıların toplumsal, politik ve kültürel değişimlere yanıt olarak çeşitli tarzlar ve estetik arayışlarla geliştirdikleri bir dönemdir. Bu dönemde Yeni Nesnelcilik (Neue Sachlichkeit) hareketi içinde ele alınan bu kavram, sanat tarihinde net bir tanımlama kazanamamıştır. Bu tez içerisinde, Büyülü Gerçekçi teriminin ortaya çıkışını sağlayan Alman sanat eleştirmeni Franz Roh'un kuramı detaylı bir şekilde ele alınmış, Büyülü Gerçekçi olarak adlandırılan sanatçıların eserlerine yer verilmiştir. Büyülü Gerçekçilik'in edebi alandaki uygulamaları da incelenerek, resim bağlamındaki ortak özellikler ve farklılıklar irdelenmiştir. İtalya’da Metafizik hareketi ile ilişkilendirilen bu eğilim, Nazi dönemi sonrası sanatçıların Amerika kıtasına göç etmesi ile farklı coğrafyalarda gelişimini sürdürmüştür. Latin Amerika'nın zengin kültürel dokusu ve siyasi etkileri, Büyülü Gerçekçilik akımının hem edebiyat hem de resim sanatında gelişimi için uygun bir zemin oluşturmuştur. Büyülü Gerçekçilik, Amerikan sanatının eyleme ve formalizme dayalı yapısı içinde figüratif bir tarzı benimsemesi nedeniyle kendini konumlandırma sürecinde zorluklarla karşılaşmıştır. Kültürlerarası etkileşim ile, Büyülü Gerçekçi yaklaşımlar farklı isimler altında adlandırılmış ve anlamlar kazanmıştır. Büyülü Gerçekçilik kavramı bağlamında değerlendirilebilecek öğelerin belirlenmesi konusunda bir epistemolojik belirsizlik mevcuttur. Geçmişte ve günümüzde, Büyülü Gerçekçilik başlığı altında önemli sanat kurumları sergiler düzenlemiştir. Ancak, burada yer alan sanatçıların sınıflandırılmasında belirleyici bir faktör bulunmamaktadır; zira her biri kendi içerisinde farklı yaklaşımları sergilemektedir. Tezde, Büyülü Gerçekçilik yöneliminin resim sanatındaki belirsiz durumuna sebep olan değişimler ve terminolojik karmaşa ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, tüm bu kavramsal sorunların cevaplarını bulmak ve Büyülü Gerçekçilik'in sanat tarihi içindeki yerini belirleyebilmektir.
  • Damla AKPINAR
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    1,49 MB
    Eser Türü: Makale
    Bu araştırmada, beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin kendini nesneleştirme düzeyleri üzerinde algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizm ve sosyal medya kullanım özelliklerinin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 18-25 yaş aralığındaki 442 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında veriler Nesneleştirilmiş Beden Bilinci Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, Aşırı Duyarlı Narsisizm Ölçeği ve Narsistik Kişilik Envanteri (NKE-16) aracılığıyla çevrimiçi ve yüz yüze olarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında değişkenler arasındaki ilişkinin doğası çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Algılanan ebeveynlik biçimleri, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmin çoklu hiyerarşik doğrusal regresyon analizleri ile kendini nesneleştirmenin beden gözetimi, beden utancı ve kontrol inancı alt boyutları üzerindeki etkisi ayrı ayrı incelenmiş olup analiz sonuçları kendini nesneleştirme için en güçlü yordayıcının kırılgan narsisizm olduğuna işaret etmektedir (p<.001). Büyüklenmeci narsisizmin beden utancı (p=.951) ile kontrol inancı (p=.179) alt boyutlarını anlamlı düzeyde yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak algılanan ebeveynlik biçimleri beden utancı (p<.001) ve kontrol inancı (p<.05) için anlamlı bir yordayıcıyken, beden gözetimi alt boyutunu anlamlı düzeyde yordamadığı görülmüştür (p=.526). Tek yönlü varyans analizi ile sosyal medya kullanım özelliklerine göre kendini nesneleştirmenin alt boyutları incelendiğinde ise üç alt boyutun da sosyal medya üzerinden fiziksel özellikleri arkadaşlar ve ünlüler ile kıyaslama düzeyine göre anlamlı şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Bununla birlikte sosyal medyada gün içerisinde geçirilen süre, kullanılan sosyal medya sayısı ve sosyal medyada paylaşımda bulunma sıklığının alt boyutlara göre farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları genel olarak algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizmin büyüklenmeci ve kırılgan boyutları ile sosyal medya kullanım özelliklerinin kendini nesneleştirme üzerinde etkili değişkenler olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte değişkenlerin alt boyutlarına göre sonuçların farklılaştığı gözlemlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular; kültürel temeli ve çeşitli psikopatolojiler üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda kendini nesneleştirmenin farklı çalışmalarla da incelenmesi gereken bir konu olduğuna işaret etmektedir. Kendini nesneleştirme üzerinde etkili mekanizmaların belirlenmesi ilişkili ruh sağlığı sorunları açısından koruyucu ve önleyici çalışmalara katkı sağlayacaktır.
  • Melis ONGLU
    metin - Türkçe
    1 Ayrım
    144,96 KB
    Eser Türü: Makale
    Amaç: Bu araştırmanın amacı Türkiye’de yaşayan 18-30 yaş arası beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin psikolojik dayanıklılık, erteleme, ruminatif düşünme biçimi ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelemektir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-30 yaş aralığında toplam 403 kişi (Kadın=308, Erkek=91) oluşturmaktadır. Veriler uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrimiçi anket yoluyla toplanmıştır. Katılımcılara sırasıyla, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), A Erteleme Ölçeği-15, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği (RDBÖ), Hasta Sağlık Anketi (HSA) Somatik Semptom Alt Ölçeği (HSA-15) uygulanmıştır. Araştırmada elde veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda psikolojik dayanıklılık düzeyinin somatizasyon düzeyi üzerinde negatif yönde, erteleme düzeyinin somatizasyon düzeyi üzerinde pozitif yönde, ruminatif düşünce biçimininin somatizasyon üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunmuştur. Çoklu regresyon analizi sonucunda psikolojik dayanıklılık ve ruminatif düşünme biçiminin somatizasyonun yordayıcıları olduğu, ertelemenin ise somatizasyonu yordamadığı saptanmıştır. Process Makro v4.2 Model 4 ile yapılan aracılık analizi sonucunda ruminatif düşünme biçiminin psikolojik dayanıklılık ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu görülmüştür. Ertelemenin ise psikolojik dayanıklılık ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracı rolünün olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca somatik semptom düzeyinin sosyodemografik değişkenlerden cinsiyet, yaş, çalışma durumu, ağrı kesici kullanımı, eğitim durumu, algılanan gelir durumu ve bedensel yakınmalara bağlı doktor başvuru sıklığına göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada psikolojik dayanıklılık, erteleme, ruminatif düşünme biçimi ile somatizasyon arasındaki ilişki incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılıktaki yüksekliğinin somatizasyon belirtilerinin görülmesini azaltabileceği, erteleme ve ruminatif düşünme biçimindeki yüksekliğinin ise somatizasyon belirtilerini artırabileceğini bulgulanmıştır. Somatizasyonun bireyler üzerindeki olumsuz etkileri bilinmektedir. Bireylerin somatik semptomlar yaşamalarını azaltmada psikolojik dayanıklılık, ruminatif düşünme biçimi ve ertelemenin önemli değişkenler olabileceği düşünülmektedir.

Sayfalar